DEM

Mudanya Gazetesi'nde...

Her şey biraz da sallama çay gibi…
Suyu kaynamış, mis gibi demlenmiş, demini almış, dinlenmiş ve ardından kokusunu sala sala içilen olgun çayın yerini, hiç alabilir mi sallama çay?
Hayatımız öyle bir hâl aldı ki, sanki hepimizin çok acelesi var.

Yolda karşılaştığımız bir tanıdığa nasıl olduğunu soruyor, ama yanıtını dinlemeden yürüyüp gidiyoruz.
En fazla uygun adım yerimizde sayıyormuş gibi yapıp, çaktırmadan ilerleyerek yanıt bekliyoruz…
Ayıp ediyoruz!..

Birbirimizi tanımadan evleniyor, sonra da adliye koridorlarında adres soruyoruz.
Fast food’lardan şikayet ediyor, ama ağızlı yüzlü yemek yapan bir yere gittiğimizde de servisin yavaşlığı yüzünden kavga çıkartıyoruz.
İki günde dost olup, kırk yıllık dostlara sırt çevirebiliyor, sonra da iki dublenin ardından utanmadan eski dostlar şarkısıyla sallanabiliyoruz.
İki günde dost olduğumuzun kazığını yedikten sonra ağlamak için eski dostu tercih ediyor, ama ilk fırsatta bir başka “iki günlük” buluveriyoruz.
Tanıştıktan kısa süre sonra, -hep inkâr edilse de- birimizin düşünü nikah masası, diğerimizinkini yatak odası süslüyor.
Çok hızlı olduğumuzu sanıyor ama hep geç kalıyoruz.
Çikolatayı ısıra ısıra yiyor, ne muhteşem bir şey olduğunu anlamıyoruz.
Mektubu unuttuk. Elektronik postada hal hatır sormaya bile üşenir olduk da, karakter sınırlaması olmamasına rağmen, merhaba yerine mrb, selam yerine slm yazıyoruz.
Konuşurken birbirimizin gözüne bakmıyoruz. O anda bile çok işimiz varmış gibi davranıyoruz.
Türk kahvesinin o müthiş tadını bir yana bırakıp, hazır kahvelerle flört ediyoruz.
On bir buçuk ay gerim gerim gerilip, iki haftalık izinde her şeyin yoluna girmesini bekliyoruz.
Her şeyin hemen yoluna girmesini istiyoruz!
Her şey hemen yoluna girmediğinde ise, işleri hemen yoluna koyacağına inandığımız aklımızsıra çözüm, oysa sonu tam bir trajedi olan fikirler üretiyoruz.

Çayın demlenmesini hiç beklemiyor, varsa sallama çaylarla idare ediyoruz. O da yoksa, çay içmeyi düşünmüyoruz bile.

Ama en kötüsü de, “çayınız nasıl olsun?” sorusuna verilen “fark etmez “ yanıtı olsa gerek.
Ömrümüzü jet hızıyla tüketip, bir demli çayın tadına hasret gittiğimizi fark edemiyoruz.

Ne kadar güzel bir ülkemiz…
Ne kadar güzel bir halkımız olduğunu fark edemediğimiz gibi…
Göz göre göre, içimizi de karartıyoruz, ülkemizin geleceğini de!
Fark edemiyoruz!
Demle hemdem olamıyoruz!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ÇAPA - ÇIPA - ÇİPO - DEMİR

PÎRÎ REİS NEDEN ÖLDÜRÜLDÜ?

DALGA YÜKSEKLİĞİNİ DOĞRU TAHMİN ETMEK