Güvenlik, teçhizat değil zihniyettir.


BİR ‘ŞEY’ OLUR,
O DA BİR KERE OLUR!
Bizim milli lafımız sanki: “Bir şey olmaz!” Olur kardeşim olur. Bir “şey” olur. Zaten olursa da bir kez olur. Güvenlik konusu, sadece denizle ilgili değil ve olamaz. Çünkü genel olarak, toplumsal anlamda güvenlik deyince ne anlıyoruz, ne yapıyoruz ki?

            Aslında bu ay için başka bir yazı hazırlıyordum ama hepimizi üzen, bu son çok acı kaybımızdan sonra alevlenen can yeleği ve denizde güvenlik tartışmaları üzerine, bu konuya bir kez daha eğilmeye gerek duydum. (Çünkü tartışmalardan anladım ki, konuya yanlış açılardan bakıyoruz.) Bu vesileyle, tanımadığım ama kaybıyla çok üzüldüğüm denizci dostumuz Burçin Hazarhun’a Tanrı’dan rahmet, sevenlerine ve tüm camiamıza bir kez daha sabırlar dilerim.
            Buraya yazacaklarım kesinlikle bu acı olayla ilgili değil. Zaten olayın detaylarını bilmiyorum; bilgim ve dolayısıyla fikrim olmayan konularda ileri geri konuşmanın, her şeyden önce ayıp olacağına inanırım. Burada sadece, genel güvenlik anlayışımızla ilgili sıkıntılardan söz etmek niyetimdeyim.
GENEL BİR DURUM BU
            Denizde güvenlik konusunun ince tellerine dokunmadan önce, başka bir ayna tutmak istiyorum hepimize: Biz (millet olarak) güvenlik konusunu nerede ciddiye alıyoruz ki? Sosyal medyada dostlarla konuşurken o anda aklıma gelen bir sahne canlandı gözümün önünde Hepimiz görmedik mi benzin istasyonunda ağzında sigarayla depomuza benzin dolduran pompacıyı? Bundan söz ediyorum işte. Bu durumumuz genel. Bakınız:
Baretsiz çalışmayınız” yazan panonun altında onlarca baretsiz işçi görürüz. Maden ocaklarımızdan (umarım yeni olaylar üzücü meydana gelmez, en sonuncusu gerçekten de son olur) hali içler acısı. “Sigara içilmez!” panosunun altında onlarca kişi sigara içer. Hadi denize daha alışamadık, kendisiyle tanışalı şunun şurasında daha 1000 yılcık oldu diyelim; karaya alışabildik mi? Emniyet kemeri, yasal zorunluluk olmasa, ceza kesilmese, polisin önünden geçerken mahsusçuktan takar gibi yapmasak, ona bile elimizi sürecek miyiz? Tersanelerimizdeki durum nedir? İşte Şile’de yaşanan son facia! Trafikte, kasksız halde bir tane motosiklete doluşmuş dört-beş kişilik aileler görmüyor muyuz? Uçakta kurnazlık yaptığını sanıp cep telefonu ile konuşmaya çalışanlar, sadece cahil cühelâ mı? Yüzlerce insanın oturduğu konutları inşa ederken malzemeden çalıp insanların hayatına kast edenler, “dış mihraklar” mı? Dere yataklarına apartmanlar konması için imza atıp onay verenler, uzaylı mı? Kaçımız evinin mutfağında bir yangın söndürücü tüp var?
            Konunun özü şu: “Bir şey olmaz!
            Bunu söyleyenlere (ki milyonlarcadır) hatırlatmak gerek: O “şey” zaten bir kere oluyor! Benzin istasyonunu ancak bir kere havaya uçurabilirsin, iki kere yapamazsın bunu. Uçak bir kere düşer! Depremde o apartman bir kere çöker! Bir kere girersin o motosikletle kamyonun altına! Allah muhafaza!
BEN KENDİM BECEREMEZ MİYİM YANİ?
            Denizde güvenlik dediğimiz şey de karadakinden çok mu farklı? Basit birkaç konuya dikkat etmekten başka, yerine getirmemiz gereken çok ağır şartlar mı var sanki? Denizin belki de tek farkı, yardımın karadaki kadar hızlı ulaşamıyor olması. Bir de kontrol işi var elbette. Yolda giderken, arada polis kontrol noktası varsa, emniyet kemerimizi takarız mesela, ceza yememek için. Denizde bu da yok.
            Ama denize açılan insanlar da aslında “kontrol edilmesi gereken” insanlar değildir ki. Hele yelkenciler. Düşünsenize bizim bilgi dağarcığımızı: Fizik biliriz, müzik biliriz, matematik biliriz, gökyüzü biliriz, doğa biliriz, balık biliriz, mutfak biliriz… Bir sürü şey. Daha doğrusu bu “biliriz”lerin hepsini “bilmeliyiz” diye mi değiştirmeli acaba? Eh öyle kabul edelim o halde. Biliyoruz, biliyor olmalıyız diye…  Haliyle bu kadar mektep medrese görmüş, mürekkep yalamış, hayata zevkle sarılan bir kitlenin, özdenetime sahip olması da beklenmez mi? Beklenir. Ama ne yazık ki o “bir şey olmaz!” lafı yok mu, işte burada da devreye giriyor, bunu anlamak çok zor.
            Güvenlik konusundaki “bence” en büyük yanılgılardan biri de, topu mevzuata atmak. Yasa çıksın, yönetmelik düzenlensin vs. Ben kendi kendime güvenlik önlemlerimi alamaz mıyım? Ben düşünemez miyim, kafama bumba yediğimde bilincimi yitirme olasılığımın yüksek olduğunu ve bu durumda denize düşersem, üzerimde can yeleği de yoksa (ya da yanlış seçilmiş bir ürün varsa) kısa süre içinde ciğerlerimin suyla dolacağını? Ben kendi kendime doğru zamanda yelken küçültemez miyim? Lumbozlarımı, heçlerimi, dolap kapaklarımı vs. kendi kendime daha güvenli hale getiremez miyim? Birisi bana “Can yeleği giy. Giymezsen sana şu kadar para cezası keserim haa!” demeden, kendi kendime giyemez miyim o nesneyi?
            Çok önemli bir konu var, vurgulayalım: Teknemize, aklımıza gelebilecek bütün güvenlik araçlarını yığabiliriz: Can yeleği, EPIRB, MOB aparatları, can salı, emniyet kordonları, simitler, çakarlar vs. Bunların hepsi satın alınabilir şeyler. Ama güvenlik “bir anlayış”tır ve satın alamayız. Güvenlik aracını teknemizde bulundurmak, onun bize güvenlik sağlayacağı anlamı taşımaz. Can yeleği üzerimizde değil, ambarda durursa neye yarar ki? EPIRB’i çalıştırmayı dahi bilmiyorsak, nerede kaldı “emercensi”si? Can salı denize nasıl atılır, fikrimiz yoksa, hangi canı nasıl kurtarır? Mesela yangın çıkmış, yangın söndürme tüpü orada duruyor ama ben alet nasıl çalıştırılır bilmiyorum! Niye aldım ki o zaman onu? Var mı, var demek için herhalde. Bu köşenin kuşak adı, malumunuz olduğu üzere “Kendine Yetebilmek”. Güvenlik konusunda kendimize yetebilmek için mevzuat mı beklemeliyiz dersiniz?
BOŞVERMİŞLİK BİTMELİ ARTIK
            Sevgili dostlar, gerçekten genel olarak kendimize bir çeki düzen vermek durumundayız sanki. Bu “bir şey olmaz!” anlayışını terk etmeliyiz. Evet bazen o şey oluyor. Olunca üzülenler de çok oluyor. Yeniden vurgulamalıyım ki, bunu, bir olayı referans alarak yazmıyorum. İnşaatlarımızdan madenlerimize, tersanelerimizden teknelerimize, her yerde bir güvenlik boşvermişliğidir gidiyor.
            Can yeleği konusuna hiç girmek istemiyorum, bunlarla ilgili doyurucu bir link vereceğim. Ama bir konunun altını çizmeden de geçmemem gerek: Her can yeleği sandığımız şey, aynı işi görmez. Can yeleği denen nesne, “bilinçsiz” kazazedenin nefes yollarını su üzerinde, göğe bakar vaziyette tutmak üzere tasarlanır ve imal edilirler. Tatil yerlerinde, su kayağı yapanlara, muza vs. binenlere giydirdikleri o yelek gibi şeyler, sadece yüzme yardımcılarıdır ve bilinçsiz olarak suya düşen kişiye hiçbir yardımı olmaz. Aman diyelim! İlgilenenler, şu linke bir göz atsınlar lütfen:
            Hep söylenir, yine söyleyelim: Can yeleği hayat kurtarır. Tabii giyersek! Ha bir de şu var: Tartışmalar sırasında bir yerde geçti. “Can yeleklerini tulumlarının içine giyenler var!” diye… Şakaydı herhalde. Tulumun içindeki can yeleği hiçbir işe yaramaz, tam tersine pek çok sıkıntıya gebedir. Denize düşersek içeride şişer, o tulumu çıkartamayız bizi sıkıştırabilir ve kim bilir neler yaşarız. Can yeleğini tulumun içine giymek, özür dilerim ama külotu pantolonun üzerine giymek gibi bir şey! Son bir ukalalık: Güvenlik önlemi almak, karizmayı bozmaz, kişiyi acemileştirmez.
            Kazasız belasız seyirler dilerim.
(Yelken Dünyası - Şubat 2013)
https://twitter.com/tayfuntimocin

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

DALGA YÜKSEKLİĞİNİ DOĞRU TAHMİN ETMEK

YELKENLİ TEKNE VE MOTORYAT, ÇAKARLA DOLAŞMAZ

ÇAPA - ÇIPA - ÇİPO - DEMİR