Deniz için okumak...


MARİNALARLA RAFLAR
GÜÇBİRLİĞİ YAPACAK!
Pahalı teknelerle doldurulmuş marinalar, deniz kitaplarıyla dolu raflar, başka bir deyişle, denizcilikle ilgili bilgi ve kültür birikimi olmadan bizi denizci ulus yapmaz. 1931 baskılı bir kitabı incelerken, bunları hep birlikte düşüneceğiz.


            Her ne kadar denizci ulus olduğumuzu söyleyenler varsa da, tarih, kanıtlar ve belgelerle konuşur. Denizci millet olmak, ülkümüzdür doğru, ama ne yazık ki kökü tarihe sarmalanmış bir gerçeğimiz değildir. Çabamız ve umudumuz o yöndedir ki, gelecek nesillerimiz, gönül rahatlığıyla “denizci bir ulus olduk sonunda” diyebilsinler.
            Denizci ulus olmayışımızın temel kanıtlarından biri, “eser” kıtlığıdır. Şuna ne demeli: Kıyılarımızla ilgili ilk kılavuz kitabı Pirî Reis yazmıştır 16. Yüzyıl’da, ikinci kitabı da 21. Yüzyıl’da Sadun Boro! Bu kadar, başka yok. Bir ülkenin kıyılarıyla ilgili kılavuz kitap beş yüz yılda bir yazılıyorsa, vay o ülkenin denizciliğinin haline! (Bu yazıyı 2009'da yayımladıktan sonra kimi dostlardan tepki aldım. Nükhet Anadol, A.Rasim Barkınay gibi isimleri neden unuttuğumu sordular. Haklılardı elbette. Ama ben o satırları, yaygınlık, bilinirlik, erişilebilirlik açısından değerlendirerek yazmıştım.Ne Anadol'un, ne de Barkınay'ın çok değerli emeklerine saygısızlık etmek gibi bir niyetim olmuştu. Dediğim gibi "popülerlik" ve "erişilebilirlik"  kriterlerini göz önünde bulundurmuştum. TT 12 Nisan 2013)
            Oysa, denizci millet olduğundan kuşku duymadığımız –örneğin– İngiltere’de 9. Yüzyıl’dan bu yana kılavuz kitaplar(en azından notlar) yazıldığı, haritalar çizildiği biliniyor ve günümüze kalmış örnekleri sergileniyor.
            Bırakın kendi sularını, Anadolu kıyılarıyla ilgili kitap yazmış Anadolulu bile olmayan o kadar çok insan vardır ki! Strabon, Herodot, Texier, Plinius, Amiral Francis Beaufort ve pek çok çağımız denizci-yazarı(reklam olmasın diye isim vermeyeyim şimdi). Lafı uzatmamak için listeyi de uzatmıyorum.
            Konumuz ulusumuzun denizciliği değil aslında. Konumuz, denizcilikle ilgili gelecek nesillere aktarılacak “eser”ler. Yani kitaplar. “Denizcilik Geleneği” başlığıyla zaman zaman farklı uluslara mensup denizci-yazarların geçmişte yazdıkları kitaplardan, uzak diyarlarda yaratılan  deniz kültür ve geleneğinden söz etmek istiyorum. Çünkü bu şekilde belki bir kıyaslama yapma olanağı buluruz da, daha fazla eser vermeye gayret ederiz.
TEK TEK AÇIKLAMALARIYLA
            Bugün için seçtiğim kitap, 1931’de basılmış “Boat Building and Boating(Tekne Yapımı ve Teknecilik)” adlı kitap. New York’da basılmış. Yazarı, D.C. Beard. Tekrarlayalım: 1931’de basılmış. Yazar Dan Beard, kitabın önsözünü 1911 Eylül’ünde kaleme almış.

            “Bu kitap, yatçılar ve yat imal etmek isteyenler için değil, yakınlarındaki sularda gezinmek isteyen gençlere ve meraklılara, kendi çabalarıyla tekne yapmalarında yardımcı olmak için yazılmıştır” diyor Beard bu önsözde. Resimlerini, yazarın bizzat çizdiği kitap, tarihten bu yana suların üzerinde “kütük” kullanımı ile başlıyor. Kütük nasıl adam edilmiş, nasıl yanına bir ek bağlanmış da dengeli hale getirilmiş, eğer çivi yoksa, bu ek nasıl yapılır, bir bir yöntemleri ile anlatıyor Beard.
            Sonra, kütükten sala, saldan kanoya, kanodan tekneye uzanan meşakkatli yolu adım adım anlatıyor bize. Anlatıyor ki, denizcilik nasıl gelişti, nasıl bugünkü(o günkü tabii) tekne yapım aşamalarına gelindi, bilelim ve anlayarak geliştirebilelim.

TEKNECİLİK CİDDİ İŞTİR
            İş tekne yapımına ve tekneciliğe geçince, tabii ki daha hızlı yol alıyor yazar. Tekne nedir, nasıl kullanılır, dümen nereye basılırsa tekne nereye yönlenir, yelken nasıl basılır, tekne nasıl donatılır, dümen neye yarar, ıskota nedir gibi pek çok temel bilgiyi resimlerle vermekle kalmıyor, tek tek ve üşenmeden hepsini açıklıyor. İş ki “gençler” bu işi öğrensin. İş ki bir tutku, başkaları için de kolaylaşsın ve paylaşılsın!
            Kitabın en sevdiğim bölümlerinden biri de, “Yapılmaması gereken bazı şeyler” başlığı altındakiler. 1900’lerin başında yazılmış bu kitapta yer alan bu bölümden kimsenin mahrum kalmasını istemem. Şöyle diyor Beard gençlere ve meraklılara seslenirken:
            “          Tekneyi aşırı yüklemeyin.
                        Gereğinden fazla yelken basmayın.
                        Harita ve pusula olmadan tanımadığınız sularda gezmeyin.
                        Demirinizi yanınıza almayı unutmayın.
                        Küreklerinizi yanınıza almayı unutmayın.
                        Yüzmeyi öğrenmeden önce yelken yapmayı öğrenmeye teşebbüs etmeyin.
                        Küpeştede oturmayın.
                        Dümeni çok hızlı ve çok geniş açıyla basmayın.
                        Sakın dümeni bırakmayın.
                        Tedbiri, korkaklık sanmayın.
                        Yelken küçültmekten korkmayın.
                        Kara insanlarının dalga geçmesinden çekinmeyin.
                        Iskota ve mandarlarınızın neta olduğundan her zaman emin olun.
                        Sert rüzgârda kavança etmeyin.
                        Acil durumlarda soğukkanlı olun.
                        Şartlar uygun olmadıkça cesaret gösterisinde bulunmayın.
                        Hata ve aksiliklerin, cesaretinizi kırmasına izin vermeyin.
                        Tekneyi tehlikeye atacak bir aptalla asla işbirliği yapmayın.
ÜZERİNDE DURULACAK SATIRLAR
            İçlerinde bazıları kulağa “eski” gelebilir. Örneğin “küpeşteye oturmayın” uyarısı… Zira o zamanlar, günümüz küçük olimpik sınıf tekneleri gibi küpeştesinden başka oturacak yeri olmayan tekneler yoktu, doğru. Ama, diğer uyarıların tamamının her daim geçerliliğini koruduğunu söylemek yanlış olmaz herhalde.
            “Tedbiri, korkaklık sanmayın” ne kadar doğru bir uyarıdır. Sık yaşanır, “haydi artık camadan vakti geldi” dediğinizde, kimileri size “amma da korkak tavukmuşsun, ne var işte, mis gibi gidiyoruz” der gibi bakarlar. Siz de “acaba ben kötü bir denizci miyim?” diye düşünürsünüz. Oysa tedbir başkadır, korkmak başka. Tedbir, sonradan gerçekten korkulacak bir duruma düşmemek için önceden yapılan şeye denir. Sık sık yazılmıştır, tedbir, önceden alınmazsa tedbir olmaz. Tedbir, yani önlem, denizciliğin en önemli esaslarından biridir.
            “Şartlar uygun olmadıkça cesaret gösterisinde bulunmayın” uyarısı da zaten aynı doğrultuda değil mi? “Bir şey olmaz” lafının en geçersiz olduğu yerlerden biri değil midir deniz? Her an “bir şey” olabilir. Tedbir alınmazsa o “bir şeyin” olması zaten kaçınılmazdır. Hatta bazen o “bir şey”, biz her önlemi alsak bile olabilir. İşte bu gibi durumlar için de demiş ki Beard: “Hata ve aksiliklerin, cesaretinizi kırmasına izin vermeyin.” Herkes hata da yapar, her an bir aksilik başımıza gelebilir.
            Bir de bize o günlerin ABD’deki yaşantısından bazı ipuçları vermesi bakımından önemlidir: “Kara insanlarının dalga geçmesinden çekinmeyin.” Demek ki dalga geçiliyormuş.
HAYDİ TEKNE YAPALIM
            Beard’in bu güzel uyarıları, kitabın çeşitli yerlerinde, çeşitli gerekçelerle açıklanıyor zaten. Farklı önlemlere de dikkat çekiyor yazar. Güneşten korunmak, derli toplu olmak vb.  Fırtınada ne yapılır, yelken nasıl küçültülür, rıhtıma nasıl yanaşılır, teknede ne giyilir…
            Pek çok başlığı var bu eski ve güzel kitabın. Ama sonunda, tekne yapımını da gençlere detaylarıyla anlatmayı ihmal etmemiş yazar.  Önce basit bir tekne yapımını, ardından, içinde yaşanabilecek bir sal-tekne yapmayı, en sonunda da, çok basit bir motorlu tekne yapımını anlatmış. Bütün bunları, “gençler öğrensin, denizi sevsinler, ondan yararlansınlar, denizci olsunlar” diye yapmış.
            Başlangıçta da dediğim gibi, amacımız kitap tanıtmak değil. Zaten bu kitabı piyasadan bulmak olanaksız. Amacımız, “denizcilik geleneği”ni sorgulamak ve belki de yavaş ve emin adımlarla oluşan kendi geleneğimize, değişik örneklerle destek vermek.

            Denizci ulus olmak, denizi kullanmaktan ve onu kullanmayı bilmekten, öğrenmekten ve öğretmekten geçer. Denizi kullanmıyor, kullanılmasını zorlaştırıyor, bilene, öğrenene, öğretene bin bir engel yaratıyorsak, denizci ulus olamayız. Ne yazılıyorsa okumalı, ne biliyorsak yazmalıyız. Bu işin başka bir yolu yok! En pahalı teknelerle doldurulmuş marinalar değil, deniz kitaplarıyla dolu raflar, başka bir deyişle, denizcilikle ilgili bilgi ve kültür birikimi bizi denizci ulus yapacaktır. Bunun için elbirliği ve çalışmak, ilk şarttır.
(Yelken Dünyası -Nisan 2009)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

YELKENLİ TEKNE VE MOTORYAT, ÇAKARLA DOLAŞMAZ

ÇAPA - ÇIPA - ÇİPO - DEMİR

DİVÂNÜ LUGÂTİ’T TÜRK’TE DENİZCİLİK TERİMLERİ TARAMASI