DERDİMİZ NE BİZİM?

Bir avucuz. 
75 milyonluk bir ülkede bizden çok az var. 
Bin yıl önce tanıştığı denize âşık olmuş azıcık insanız. 
Tanıştığı günden beri onu sevmemiş, onu kirletmiş, hor kullanmışların dünyasında onu korumaya, ona yakın olmaya, onu çocuklarımıza temiz aktarmaya gönüllü bir avuç insanız.
Onu kirleten çoğunluğa karşı tek dayanağımız, yine birbirimiziz.
Birbirimizden başka kimsemiz yok.

Ne gizli gündemlerimiz var, ne sahte suratlarımız, ne sinsi planlarımız. Yelkeni açar, iyodu ciğerlerimize çeker ve başlarız gülümsemeye.
Hayata gülümseriz; dün ne olduğuna, yarın ne olacağına bakmadan.
Birbirimize gülümseriz; din, dil, ırk, renk, bayrak ayırmadan.
Rüzgâra gülümseriz; az ya da çok olduğunu umursamadan.
Denize gülümseriz; sevdalımızı kaç kişiyle paylaştığımıza takılmadan.
Yelkeni açmak, iyot kokusunu içimize çekmekle başlar her şey.

Ama bizim hayatımızı yelken açmayan, iyot kokusunu içine çekmeyenler şekillendirmeye devam ettikçe gülümsememiz hep biraz eksik, hep buruk biraz.

Bir avuçken… 
Yani böylesine tek yumruk, böylesine yekvücut olmamız tek ihtiyaçken…
Zaten çevrede bizi denizden etmek isteyen onca karakoncolos varken…
Zaten etrafımız timsahlı hendeklerle doluyken…
Derdimiz ne bizim?

Filo ne kadar kalabalık olursa olsun, rüzgâr estiğinde her yelkene dolmuyor mu?
İyot kokusu hepimizin ciğerlerine bayram ettirmiyor mu?
Serpintiler hepimizi aynı şekilde ayıltmıyor mu?
Karadeniz, Marmara, Ege ve Akdeniz, bir avuç insana yetmiyor mu?

Küçücük bir camianın, kendi içinde kaynaması mı evlâdır, kaynaşması mı?
Kaynadığımızda eriyip yok olur,
Kaynaştığımızda birleşip güçleniriz.
Bu kadar kaynamak yeter!

Vakit, kaynaşma vaktidir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ÇAPA - ÇIPA - ÇİPO - DEMİR

PÎRÎ REİS NEDEN ÖLDÜRÜLDÜ?

DALGA YÜKSEKLİĞİNİ DOĞRU TAHMİN ETMEK