SADUN BORO’NUN ARDINDAN


ÇOK YAŞA SADUN AĞABEY


            İnsan, unutulunca ölürmüş. Nesiller yetiştiren, sayısız eserler bırakan, dostlukların en güzelini kuran Sadun Ağabeyin ölümsüz olduğunu hiç tereddüt etmeden söylemek haktır o halde. Hiç unutulmayacağına göre, hiç ölmeyecek de. Çok yaşa sen Sadun Boro!
(Yelken Dünyası Temmuz 2015 sayısında yayımlanmıştır.)


Bir gün olacağını bilirsin ama olunca da ne yapacağını bilemezsin ya hani… Sadun Ağabeyin haberi gelince de öyle oldu. Eller ayaklara, düşünceler ise akla getirilmeyenlere karıştı. İlk andaki hezeyan, karmaşa, telaş ya da ne bileyim kaotik duygular, yavaş yavaş yerini çaresiz kabule bıraktı. Çünkü olan, insanın kabul etmekten başka hiçbir seçeneğinin olmadığı belki de tek şeydi. Ölüm, hayat denizinde terk edemeyeceğimiz tek gemiydi!
Zaten hayat dediğin neydi ki? Doğumla ölüm arasında geçen, geriye dönüp baktığında illa ki göz açıp kapayıncaya kadar geçmiş olan zaman. Peki, insanı “yaşamış” yapan neydi? Tüm hayatlar aynı olabilir miydi? Tıpkı tiyatroda perdenin açılması ile kapanması arasında geçen süre gibi hayatta da kimileri vardı başrolde, kimileri vardı figüran, kimileri ise dekorda, kostümde vardı. Elbette hepsi değerli, hepsi önemliydi ama “iz bırakan”, “hatırlanan” pek azdı. Eğer hayata değer katmış, iz bırakmış, damga vurmuş ise sonsuza dek hatırlanacaktı kişi.

ÖNDER KİŞİLİK SADUN BORO
Kimi hayatlar, iz bırakmanın çok daha ötesine geçer, çığır açar, önder olurlardı. “İlk” oldukları için tüm zorlukları göğüsler, kendilerinden sonra gelenlerin yolunu hazırlar, kitleleri arkalarından gelmeye ikna ederlerdi. Bir devrim olurdu yaptıkları. Sadun Boro, işte o önderdi.
Sadun Boro’nun, eşi Oda Boro ile 1965’te başlayıp 1968’de tamamladığı dünya turudur Türk insanına, “Aaa deniz diye bir şey varmış ve yelkenle dünya bile gezilebilirmiş” dedirten. Pupa Yelken’i okuyup denize açılan, tekne sahibi olan ve hatta dünya turu yapan kaç kişinin olduğunu tespit etmek mümkün değil. Tamam, dünya turu yapanları ayıralım elbette. Ama Sadun Ağabeyin yazdıklarını okuduktan sonra denizle haşır neşir olan, bir şekilde küçük büyük tekne alıp, öyle ya da böyle denizle iç içe yaşamaya başlayan kim bilir kaç bin insan vardır.
Hem, “önder” olmak öyle kolay iş değil ki. Gönül kazanmak gerek, inanılmak gerek. Osman Atasoy’un “Uzaklar / Atasoylar’ın Dünya Seyahati” adlı kitabın şurası, her okuduğumda ya da hatırladığımda, yüreğime dokunur:
Karıncaların yaptığı bir metrelik toprak kuleler arasından Aborijinler’in mağarasına yürürken Yalmar Sadun Boro’yla ilgili bir anısını anlattı. Sadun Boro’yu dünya turundan sonra çıktığı Amerika seyahati sırasında Karayipler’de tanımış. Yıllar sonra teknesiyle Türkiye’ye gelmiş. Datça sahillerinde karşılaştığı ilk kişiye, bir balıkçıya, Sadun Boro’yu tanıyıp tanımadığını sormuş. Balıkçının söylediklerini aktarırken ikimiz de duygulandık. Balıkçı Yalmar’a, Nasıl tanımam Sadun Boro’yu?’ diye cevap vermiş. ‘Biz karada Atatürk’ün, denizde Sadun Boro’nun izinden gideriz!..’”  (Uzaklar, Atasoylar’ın Dünya Seyahati- Osman Atasoy, Naviga Yay. No:1, 1. Baskı, İstanbul, Ağustos 2004, s.:359)
İşte böyle bir şey…

HEP GÜLÜMSEYEN BİR DİL
Bu kadar çok takipçisi olmasının, “ilk” olmak dışında bir nedeni daha vardır. Sadun Boro’nun dili. Fark etmişsinizdir mutlaka siz de. Sadun Ağabey Pupa Yelken’de, Kısmet’le yaptığı dünya turunu şekerli anlatır. Hiç göremezsiniz, “Motor burnumuzdan getirdi”, “Tuvaletimiz bile yok, konforumuz çok düşük” gibi lafları kitapta. Hep güzelliklerden, hoşluklardan, keyiflerden söz eder Sadun Ağabey. Tuvalet demişken altını çizmek gerek. Bugünün tekne sahipleri, vakumlu mu olsun, elektrikli mi, yoksa elle pompalamaya devam mı etsek gibi “dertler” içindeyken, Türk bayrağıyla dünya turu yapan ilk tekne olan Kısmet’in tuvaleti yoktu! Ben bunu Sadun Ağabey’e bir sohbetimizde sorduğumda, o anda bile şikayet belirten tek laf etmemiş, “Ne olacak, emekli memur, ne yer, ne s..ar!” diye tevazu dolu bir espri patlatmıştı.

HER SÖZÜNDEN GÖREV ÇIKARTILABİLİR
            Sadun Ağabeyimizle ilgili anlatacak çok şey var. Eminim, pek çok okurumuzun Onunla bizzat yaşadıkları güzel anları, anlatacak anıları vardır. Keşke her anıyı buraya sığdırma şansımız olsa.
            Sadun Boro’nun hayatını ise önce düz yazı şeklinde yazmaya başladım, baktım derginin tamamını kaplayacak kadar uzun. Açıklamaları, yorumları, süslemeleri ve betimlemeleri ile birlikte gidince hele bir tek dergi bile yetmeyecek, yanında ek çıkartmak zorunda kalacağız, mümkün değil. Ben de oturdum, sonraki sayfalarda göreceğiniz kronolojiyi çıkardım. Mutlaka atladıklarım, gözden kaçırdıklarım olmuştur, affola. Çünkü Sadun Boro’nun “yaptıkları” birkaç sayfa sürebilir elbette ama “bize kazandırdıkları” için ne listeler yeter, ne sayfalar. Bize ne kadar çok şey kazandırdığını, bize nasıl ufuklar açtığını, Türk amatör denizciliğini nasıl yücelttiğini, Türk bayrağını nasıl okyanuslarda dalgalandırdığını, denizcilik bilgimize ne devasa şeyler eklediğini, cennet Gökova ve tüm Türkiye kıyılarının korunmasında nasıl mücadele ettiğini ve daha hakkında yüzlerce anlatılabilecekleri hangi sayfalar alır ki? Bizlere bıraktığı mirası o kadar çok ve önemli ki. Şu söze bakın: “Etrafta gazeteci televizyoncu varken, herkes çevreci olur!” Ey Türk amatör denizci! Al sana Büyük Usta’dan bir görev: Yapayalnızken bile doğayı korumak sorumluluğundur!

GÜZEL YÜREĞE GÜZEL VEDA
            Bundan sonra her 5 Haziran, biraz buruk geçecek. 8 Haziran’da Karacasöğüt’ün verimli toprağına verdik Onu. Güzel, hem de çok güzel bir cenaze töreniydi.  Diyebilirsiniz ki, “Cenaze güzel olsa ne olur? Cenazenin güzeli mi olurmuş?” Demeyin. Olur tabii. Herkes öylesine canla başla çalışmış, öyle fedakârca, öyle kusursuz bir organizasyon ortaya koymuştu ki… Elbette hepimiz bir gün ayrılacağız hayattan. Bu dünyadan kimse sağ kurtulamadı! Lakin böylesine sevgiyle, böylesine özenle, böylesine hassasiyetle uğurlanmak da ancak böylesine özel bir insana nasip olur kuşkusuz. Donanma oradaydı mesela. Tıpkı Kısmet’i 1968’de vatana dönüşünde karşılayan büyüklerinin yaptığı gibi, 8 Haziran’da da çımariva durmuştu bembeyaz giysileri içindeki Bahriyeliler. Onlarca tekne, Sonbahar’ın güvertesinde Okluk’a ve Denizkızı’na son kez bakan Sadun Ağabeye eşlik ettiler, “Onun mavi-yeşil cennetinde”. Can Pulak ve Haluk Karamanoğlu’nun olağanüstü titizliği, Jandarma’nın, Donanma’nın, Marmaris Belediyesi’nin, Kaymakamlığın ve daha nicelerinin işbirliği, ortaya böyle “doğru” bir tablo çıkmasını sağlamıştı. Denizciler ve dostları oradaydı elbette ama bir de kim oradaydı biliyor musunuz? Bölge halkı. Herkesin sevgisini kazandığının, yurdunun insanının gönlünde taht kurmuş gerçek bir beyefendi olduğunun en güzel kanıtıydı bu belki de. Öyle bir yüreği vardı ki…
Hay Allah, anı yazmayacaktım ama tam da burada anlatmak gerek: Yıllar önce, Vira Demir’e Marmara’yı eklemek için çalışırken buluşmak için sözleşmiştik. Bir belediye ona bir araba tahsis etmişti. Bulunduğum yerin yakınındaki kavşakta buluşacaktık. Yola indim, geldi, öpüştük. Arabaya bindik, gitmemiz gereken yolu gösterdim ama Sadun Ağabey şoföre, “Şu bakkalın önünde dur evlat” dedi. “Abi ne lazım, ben alıp gelivereyim” dedim., “Sen dur iki dakka!” diye durdurdu beni. Geldiğinde, elinde çikolatalar gofretler vs. vardı. “Elim boş geldim, kusura bakma. Bunlar dünya güzeli kızımız için, çam sakızı çoban armağanı” dedi. Ben o an ağlayarak boynuna sarılmamak için kendimi zor tutmuştum, şimdi bunları yazarken tutamıyorum! Bu incelik, bu yürek o nesilde mi kaldı ne?

SON İSTİRAHATGÂH VASİYETİ
            Gelelim Sadun Boro’nun vasiyetine. Evet, Sadun Ağabey, hep söylerdi son istirahatini Okluk Koyu’nda yapmak istediğini. Ama şu anda orada değil, Karacasöğüt’te. Çünkü yasalar gereği kabristanlar dışında defnedilebilmek için Bakanlar Kurulu kararı gerekiyor. Sadun Ağabeyin aramızdan ayrılışı, ülkemizin siyaseten hareketli bir zamanına denk geldi, kuşkusuz talihsizlik diyebiliriz buna. Ama birtakım sözler verilmiş. Fakat bize düşen, “Birileri söz vermiş, bekleyelim de tutsunlar” demek değildir elbette. Bize düşen, durmadan bu işi hatırlatmak, ilgilileri, yetkilileri soluksuz (tabii üslubunca) taciz etmektir.
            Anıt mezarlar, anıtsal işler yapmış kişiler için yapılır. Sadun Boro, bir anıt mezarı en çok hak eden, en anıtsal işlere imza atmış biridir, herhalde buna itiraz edecek kimse yoktur. Bu mirası ve verilen sözleri unutmayalım, üzerine gidelim, daha çok imza toplayalım, sözü verenlere, onlar görevden gider de yerlerine başkaları gelirse yenilerine gerekli tüm hatırlatmaları yapalım. (Ben bunları yazarken bildiğim net olumlu bir gelişme olmamıştı, yayım tarihine kadar olursa, “hatırlatmaların” yerini “teşekkür” alabilir elbette.)
            Bir de benden öneri. Gelin adam gibi bir web sitesi yapalım. Tabii ailesi onay verirse. Sadunboro.com mesela. Sağda solda dağınık duran ne kadar videosu varsa oraya koyalım. Kitapları orada satılsın. Dağınık haldeki fotoğrafları oraya yükleyelim. Röportajları izin alınarak oraya konsun. Anlattıkları, yazdıkları orada bulunsun. Herkesin elinde birşeyler var, kartpostallar, pullar, şarkılar… Orada dursun. Onunla ilgili anmalar, etkinlikler orada duyurulsun. Diğer belli başlı dillere de çevrilsin. Tüm dünyaya, bir Sadun Boro belleği armağan edelim. Onun bize armağan ettikleri yanında bu ne ki? Ne dersiniz?

            İnsan, unutulunca ölürmüş. Nesiller yetiştiren, sayısız eserler bırakan, dostlukların en güzelini kuran Sadun Ağabeyin ölümsüz olduğunu hiç tereddüt etmeden söylemek haktır o halde. Hiç unutulmayacağına göre, hiç ölmeyecek o. Çok yaşa sen Sadun Boro!

Sadun BORO Kronolojisi – Hazırlayan: Tayfun TİMOÇİN

1928, 1 Kasım                        İstanbul’da dünyaya geldi.

1935, 7 Aralık                        Oda Boro, bugün Polonya sınırları içindeki Stettin’de dünyaya geldi.
(Lehçe: Szczecin)

1941                                       “Bobstil” adlı, tamamen kendisine ait ilk kayığını aldı.

1945                                       Ayvansaray yapımı kabayole “Dilnişin” denize indi.

1948                                       Galatasaray’dan mezun oldu. İngiltere Manchester Üniversitesi’ne
tekstil Mühendisliği okumaya gitti.

1952                                       Üniversiteden mezun oldu.

1952 Temmuz – Aralık          “Ling” adlı tekne ile (Colin Sullivan) İngiltere’den Barbados’a

1952                                       Barbados’tan ayrılırken, “Bu sulara bir gün gönderinde ayyıldızlı
kendi bayrağım dalgalanan kendi kotramla geleceğim” diyerek
ahdetti.

1953 Ocak                              Cumhuriyet Gazetesi’nin ilk radyo ilanı: “Atlantik’te bir Türk
                                               genci!”

1957 Temmuz – Eylül            “Mimi” adlı tekne ile (Colin Sullivan) İngiltere’den Tanca’ya

1958                                       Hayatında önemli bir rolü olan “Bahriyeli” Ali Rıza Seyfi Bey’in
                                               vefatı

1958                                       Oda Boro ile tanıştılar.

1962                                       Tarsus’ta bir tekstil fabrikasında çalışmaya başlar.

1963                                       Kısmet, Salacak’ta Athar Beşpınar’ın atölyesinde kızağa kondu.

1964, 24 Şubat                       Oda Boro ile evlenirler.
                                               Nikâh ilanı:
Daha 36ncı sonbaharında, iki başlı, dört ayaklı olmaya nihayet
rıza gösteren Sadun Boro’nun Kadıköy Evlendirme dairesinde 24
Şubat Pazartesi günü saat 16.30 da yapılacak hazin nikâh törenine
cümle eş ve dindaşları davet olunur.
Not: Vasiyeti üzerine çelenk yerine kotra malzemesi yollanması
vaciptir.

1964, 17 Temmuz                  Kısmet Salacak’ta denize indi

1965, 22 Ağustos                   Dünya seyahati başlangıcı, Caddebostan.

1965 Aralık                            Henüz dört aylık olan Miço, Kanarya Adaları’nda Kısmet’e tayfa olur.

1966 Ocak                              Kısmet ilk kez, Sadun Boro ise 1952’de kendisine verdiği sözünü
yerine getirmiş olarak yeniden Barbados’ta.

1968 Mayıs                            Kısmet yeniden Türkiye’de.

1968 Haziran                          Kısmet Caddebostan’da

1969 Mart                              Kısmet Deniz Boro dünyaya geldi.

1969                                       Pupa Yelken’in ilk baskısı.

1971/72                                  Kısmet’te büyük tadilat

1976                                       Emekliye ayrıldı

1977 Temmuz                         Oda, Deniz Boro ve Miço ile birlikte Atlantik geçişi, Karayipler ve ABD seyahatinin başlangıcı; Fenerbahçe.

1978, 22 Haziran                    Miço’nun ABD’de ölümü.

1979 Eylül                              Kısmet’in yurda dönüşü

1980                                       Bodrum’a taşınma.

1989                                       Kısmet’le Türkiye’nin Karadeniz kıyıları seyahati

1990                                       Kısmet’le Türkiye’nin Akdeniz kıyıları seyahati

1991                                       Kısmet’le İyon Denizi seyahati

1992                                       Bir arkadaşının 33 metrelik teknesiyle ile Atlantik geçişi

1993                                       Cote d’Or teknesi ile Hollanda’dan Marmaris’e

1994                                       Kısmet’le Ege Denizi Yunan Adaları seyahati

1995, 28 Ekim                        Denizkızı heykeli Okluk Koyu girişindeki yerine yerleştirildi.
(Sanatçı: Tankut Öktem)
Sadun Boro, heykelin kaidesine şunu yazdırdı: “Bu denizkızı,
düşlerini süsleyen cennete erişebilmek için, nice engin denizler,
ufuklar aştı. Kıtalar, adalar dolaştı. Ta ki Gökova’ya ulaşana kadar.”                  
2000                                       Vira Demir’in ilk baskısı.

2001, Mayıs- Ağustos            11 metrelik Yosun ile Pasifik seyahati. (Eralp Akkayonlu)

2003                                       Kısmet’le Adriyatik seyahati

2004 Eylül                              “Bir Hayalin Peşinde” adlı kitabının ilk baskısı

2006 Mayıs                            “Kısmet’in Dümen Suyunda” adlı kitabının ilk baskısı

2007 Nisan                             “Yeni Dünya’ya Fora Yelken” adlı kitabının ilk baskısı.

2009                                       Katamaran Sohbahar’ı aldı.

2010 Temmuz                         Kısmet, RMK Tuzla tesislerine yenilenmek ve müzede sergilenmek
üzere yola çıktı.

2011 28 Mayıs                       İstanbul Kalamış’ta Sadun- Oda Boro Anıtı açıldı.
(Sanatçı: Ersal Yavi)

2012 Aralık                            Kısmet, Rahmi M.Koç Müzesi’nde sergilenmeye başladı.

2015, 5 Haziran                      Sonsuzluğa yelken açtı.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

DALGA YÜKSEKLİĞİNİ DOĞRU TAHMİN ETMEK

YELKENLİ TEKNE VE MOTORYAT, ÇAKARLA DOLAŞMAZ

ÇAPA - ÇIPA - ÇİPO - DEMİR