TEKNELERDE NEDEN KADIN YOK?

TEKNELERDE NEDEN KADIN YOK?
Yanına oturup, şu dümendir, bu halattır, bu vinç böyle çevrilir, ırgat böyle kullanılır diye tatlı dille güler yüzle anlatmayı denemek yerine, bunları karının bağırtı, homurtu ve hakaretler eşliğinde öğrenmesini umduysan, nasıl beklersin karnının tekne hayatını sevmesini?

Önce kişisel bakış açımı anlatayım: Kadın ve erkek, konu cinsellikse ya da giyimse örneğin, ayrı şeylermiş gibi söylenebilir elbette. Başka türlüsü mümkün değil kuşkusuz. Ne biz insanlar, ne de diğer canlılar dünyaya sepetle leylekler tarafından getiriliyoruz. Bu durumda kadın ve erkek kavramları üzerinde konuşulabilir. Ya da, yine benzer bir yoldan gittiğimizde, “Affedersiniz, kadınlar tuvaleti nerede acaba?” diye sorulabilir. Ya da “Kadın (veya erkek) giysileri hangi reyonda?” diye sormanın abesle iştigal eden bir tarafı bulunmadığı da çok açık.

SÜREKLİ BİR “ÖTEKİ”LEŞTİRME ÇABASI
Fakat “kadın şoför”, “kadın ressam”, “kadın denizci”, “kadın bakkal” ne demek? Bunun, ziyadesiyle  maskülen toplumsal geçmişimizin kötü bir kalıntısı olduğunu düşünüyorum. Düşünmüyorum, basbayağı öyle. Ne saçma laftır “kadın şoför” lafı! Hiç “Erkek şoförler geldi” dendiğini duydunuz mu? Herkes bir tuhaf bakar. “Erkek ressamların sergisi açıldı” diye bir laf duymanız da olası değildir. Nasıl ki “erkek heykeltıraş” lafı saçmalığın dik âlâsıysa, “kadın heykeltıraş” lafı da o kadar saçmadır. Heykeltıraşları, ressamları, bakkalları, şoförleri ve akla hayale gelebilecek her mesleği nasıl kadınlar-erkekler diye ayırabiliriz ki? Ve dahası bunu ne diye yaparız ki?
Neden “kadın heykeltıraş” dendiğinde şaşırmayız da “erkek heykeltıraş” dendiğinde tuhaf bakarız “ne demek istiyorsun?” diye? Çok basit. Asırlardır egemen olan erkeksi yaşam biçimi ve buna bağlı gelişen tüm alışkanlıklar, kadını “öteki”leştirmiş de ondan! Ne demek “kadın heykeltıraş”? “Eskiden bütün heykelleri erkekler yapardı, artık bu acayip cins de heykel yapmaya başladı” gibi bir anlamı mı var? Ne diye cinsiyet belirtilir ki? Kim, hangi hakla ötekileştirir insanların yarısını? Tamam, bakış açımı verdim sanırım, uzatmayayım.

UYDURMA LAFLARLA YAYILAN BİR ANLAYIŞ
Peki, sanatçının, esnafın, meslek erbabının erkeği kadını olmazsa, denizcinin olur mu? Olmaz tabii, olur mu! Kadın denizci ne demek? “Erkek denizci” diyor muyuz? Hem niye diyelim ki zaten? Böyle saçmalık olur mu? Denizcinin kadını erkeği mi olur? Denizci denizcidir. Tamam, Volvo Okyanus Yarışı’ndaki Team SCA, sadece kadınlardan oluşan bir ekip olduğu ve bu da ayırıcı ve belirleyici bir nitelik kattığı için “Kadınlar Takımı” gibi isimlerle anıldılar. Bunu anlamak mümkün. Ama genel olarak tutup da böyle tuhaf tuhaf laflarla, denizcileri kadınlar-erkekler diye ayırmak, bir uğraş sahipliği belirten herhangi bir lafın başına cinsiyet belirtici tamlayıcı sözcük getirmek, gerçekten abes.
Şimdi bu bir ton lafı ettikten sonra, aynı mevzuya koşut ilerleyen ikinci sorular grubuna yönelelim: Neden denizlerde, teknelerde erkekler daha çok? Neden kadınlar daha az? Bakınız, “Kadınlar denize erkekler kadar ilgili değil” diye bir laf var. Kimin lafı bu? Erkeklerin! “Dünya genelinde de böyledir” diye de devam eder bu argüman. Doğru mu acaba? Nereden biliyoruz öyle olduğunu? Ya da, eğer öyleyse, neden öyle?

EVDEKİ AKSAKLIKLAR
Öyle çünkü, “dünya genelinde” sistem, asırlardır erkek egemen! Şimdi oturup uygarlık tarihine girecek, avcı-toplayıcı toplum düzeninden tarım toplumuna, oradan da hane-çalışma ortamı gibi ayrımlarla bunu açıklama derdine düşecek değilim. Elbette biz omurgalı canlılar âleminin bir “doğurma” durumu ezelden beri var ve bunu sadece kadın kısmımız becerebiliyor. Haliyle kadın çocukla ilgilenirken, “dışarısı” erkeklere daha açık kaldı bugüne kadar. Yine öyle ama yaşam koşullarımız farklı. Çocuğun bakanları ve bakıcıları var. Yoksa da bir anne çocuğuyla her şeyi yapabilir, her yere gidebilir. Elbette çocuğun belirli bir dönemi var anne sütü gerektiren ama o dönem çok kısa ve giderek de kısalıyor. Günümüzde mamalar var. Mamayı, baba da hazırlayabilir. Gönlü varsa tabii. Gece bebek uyandığında kalkıp onu yeniden uyutmak, ne diye annenin işi olsun ki? Birkaç ay hariç, kimsenin günümüz koşullarında “bebek” mazeretine sarılmaması lazım. Sarılmak dedim de, “Yahu ben elime alamıyorum bebeği, bir şey yapacakmışım, bir zarar verecekmişim gibi geliyor” diyen babalar var ya… Hepsi yalancı! Kusura bakmasınlar ama öyle. Biliyor zarar vermeyeceğini. Sadece kaytarıyor. “Bir elime alırsam yandım, iş başıma kalır” endişesi var. Belki sözcüklere dökülmemiştir ama aynen de böyledir. Karın o bebeği pazardan mı aldı? Senin de çocuğun o. Ne demek kucağıma alamıyorum?

DIŞARI MEMURU, İÇERİ GÖREVLİSİ
Bunları söyledim, çünkü her şey buradan başlıyor.
·         Evdeki erkek çocuklar “dışarıya”, kız çocuklar ise ”içeriye” uygun yetiştirilecek.
·         Doğduğu andan itibaren evde oturmak üzere kurgulanan kadın, doğduğu andan itibaren dışarıya güdümlenen erkekle nasıl olacak da birlikte hareket edecek? Erkek bunu nasıl “normal” karşılayacak?
·         Kadın, çocuğa bakacak “görevli” ya, adam da haliyle “dışarıdan sorumlu memur” olduğu için çıkacak. Tekne alacak. Alınan tekneye, kendisi gibi “dışarı memuru” olan erkek arkadaşlarını çağıracak.
·         Çocukluğu da “lüzumlu haller dışında” dışarı çıkmadan geçen karısı ve çocuğu ilk kez tekneye geldiğinde, kadın teknenin mutfağına tayin edilecek.
·         Tekneye misafirler geldiğinde, kamaraya talimatlar yüksek sesle verilecek: “Peynir getir!”, “Tosuna meyve suyu versene!”…
·         Alışık olmadığı bir “dış” hayatta kadının tekneyi evi gibi benimsemesi istenecek ama evin efendisi değil, hizmetlisi gibi muamele görecek.
·         Demir atılacağı ya da limana girileceği zaman kadın baş üstüne gönderilecek ve durmadan bağırtılar ve hatta hakaretler eşliğinde iş görmesi beklenecek: “Salsana be salsana!”, “Tutsana şu halatı be kadın!”, “Öyle mi yap dedim be, biraz bırak dedim!”…
Vs. vs. vs.
Sonra bu adamlar, yine erkek erkeğe bir muhabbette, “Benim karım tekneyi pek sevmiyor” diye dertleşip duracaklar. Sahiden mi?
Evinde su içtiği bardağı bulaşık makinesine koymaktan aciz bir adamın teknede “hamarat” kesilmesi ve sürekli olarak, kendi hayatına çeki düzen veren karısını tamamen ve sadece kendisine aitmiş gibi hissettiği ortamda hor görmesinin, iyi bir sonuç vermesini beklemek hak mıdır?

GEREKENİ YAPMADAN NE BEKLİYORSUN?
·         Sen karını tekneye ilk getirdiğinde onu rahat ettirdin mi?
·         Yiyeceğini içeceğini onun ayağına sen götürüp ortamdan zevk almasını sağladın mı?
·         İlk seyrinde denizin ve havanın sakin olmasına dikkat ettin mi, yoksa kadıncağızı ha bire baş-kıç yapan ve yalpaya düşen bir teknede midesi ağzına gelmiş vaziyette tutup, “Alış buna, olması gereken bu” diye mi direttin?
·         Karının ilk seyrinde 20 knot havada tam arma orsaya girip, tekneyi 35 derece yatırarak kadıncağızın gözlerinin pörtlemesinden zevk mi aldın, yoksa camadanlı bir yelkenle, sakin sakin gidip, ona sessizliğin ve gövdeye çarpan suların sesinin zevkini tattırmayı denedin mi?
·         Diğer tekne sahibi arkadaşlarının eşleri ile birlikte gezilecek, yüzülecek, keyifli bir seyir planlayıp, daha çok ve çabuk alışmasını planladın mı?
·         Yanına oturup, şu dümendir, bu halattır, bu vinç böyle çevrilir, ırgat böyle kullanılır diye tatlı dille güler yüzle anlatmayı denedin mi? Yoksa bunları karının bağırtı, homurtu, hakaret eşliğinde öğrenmesini mi bekledin?
·         Birkaç saatlik sakin bir seyrin ardından, hoş bir yere demirleyip karına havuzlukta sofra hazırladın mı hiç mesela? Basit olsun önemli değil, kadınlar bakmaz, tabaktaki bonfile miymiş yoksa hazır köfte miymiş diye. Ama yaptın mı bunu, hoş bir müzik, rüzgâr yoksa belki mum ışığı, sevdiği bir içecek? Hizmet ettin mi karına hiç?
Eee… Sen hep aykırı git, sonra da de ki, “Karım tekneyi pek sevmiyor yahu!” Oldu mu? Olmadı. Böyle giderse de hiç olmaz. Demedi deme.
Denizcinin kadını erkeği olmaz. Denizci denizcidir. Ama biz erkekler egomuzla o kadar meşgulüz ki, hayatın paylaştıkça güzelleştiğini, belki ancak ihtiyarlayınca anlıyoruz. Yazık. Hiç olmazsa kendi çocuklarımızı böyle yetiştirmeyelim.
 (Yelken Dünyası Temmuz 2015 sayısında yayımlanmıştır.)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

YELKENLİ TEKNE VE MOTORYAT, ÇAKARLA DOLAŞMAZ

ÇAPA - ÇIPA - ÇİPO - DEMİR

DİVÂNÜ LUGÂTİ’T TÜRK’TE DENİZCİLİK TERİMLERİ TARAMASI