TRAJEDİLERDEN DERS ÇIKARTMAK VE EMILY GARDNER OLAYI

Uyduruk ürünlerin neden olduğu can kayıpları bir yana, bazen kaliteli ürünün yanlış kullanımı da üzücü sonuçlara neden oluyor. Çevremizde yaşanan üzücü hadiselere bakıp ders çıkartabileceğimiz gibi, İngiltere’de 14 yaşındaki bir kızın başına gelen kazadan da öğreneceklerimiz var. 



Ne yazık ki bazı şeyleri düşünebilmek için başımıza kötü şeyler gelmesi gerekiyor. Yani, birileri kaza yapıp ön camdan dışarı fırlayana, bu yolla birçok insan hayatını kaybedene kadar muhtemelen kimse emniyet kemeri diye bir şeyi düşünmemişti. Pek çok can kaybı yaşandı ve sonra önlem düşünüldü. Hep böyle bu. Denizdeki durum daha vahim. İnsanoğlu binlerce yıldır denizde dolaşıyor. Arabaydı, buhardı, makineydi.. hepsinden çok daha önceden beri denizdeyiz. Ne canlar kaybedildi, ne ocaklar söndü, ne acılar yaşandı. Ne yiğitler yatıyor derin mavi kabirlerinde, “mezar taşları martılar olmuş”.[1]
Burada, başka bir durumu ele almakta yarar var. Ege’de yaşanmakta olan trajedi. Göçmenler. Suriye ve Ortadoğu’nun karanlığından kaçan göçmenlerin, Ege’de yaşadıkları ağır dramdan söz ediyorum. Haberlerde “yasadışı yollardan Yunanistan’a geçmeye çalışırken…” diyorlar ya bazen, çok kızıyorum. Sanki yasal bir çareleri varmış gibi! Kaçıyorlar işte, laf mı? Ve elbette Batı’ya ulaşmaya çalışıyorlar. Çünkü orası ışık, terk ettikleri yer vatanları, yuvaları ama ne yazık ki karanlık. Neyse, bu konuya fazla girmeyelim.

SATILAN UYDURUK ÜRÜNLER

Bu gariplere, hiç kuşkusuz parasıyla bot ve can yeleği sattılar. Simsarlar epey bir kaza kazandılar bu işten anlaşılan. Fakat anlaşılamayan, can yeleğinin, içinde kim olursa olsun insanı hayatta tutması gerektiği. Söylenen o ki (ben gözlerimle görmedim), kimilerine içine sünger tıkıştırılmış turuncu kumaşları can yeleği diye satmış birileri. Öyle bir şeyle suya girenin ne olacağı belli. Dünya yüzme şampiyonu olsa hiç şansı yokken bu gariplerin çoğu yüzme bile bilmiyor. Yine söylenen o ki can yelekleri Bodrum’da ve civarında bakkallarda bile satılmış bol bol. Kim denetledi, kim niye denetlemedi, bu memlekette canı isteyen istediğini satıyor mu anlamadım. Hayır ben bir sepete limon koyup pazara gitsem satmaya, zabıta karşıma dikilir, “belge, izin, ruhsat” diye, bunlar uyduruk can yeleği satıyorlar ortalık yerde! Can yeleği bu can! Can! Yani hayat. Yani insan! Tamam sustum. Eğer bu can yeleklerinin tamamı nizami, normlara uygun olsaydı, can kayıplarının çok daha az olacağına, hatta hiç olmayacağına inanıyorum. Ama tabii olay yerini, şartları görmeden bodoslamadan yargıya varmak da doğru değil. Ama haksız mıyım lütfen siz söyleyin, su tutan, emen kumaşla, içi sünger can yeleklerini satabilmişler bu insanlara, günahtır.

PIRIL PIRIL BİR GENÇ

Gelelim Emily olayına. Emily 14 yaşında bir genç kız. Neşe dolu, pırıl pırıl. Geçtiğimiz mayıs ayında, hatta tam söyleyelim, 2 Mayıs 2015 Cumartesi günü, İngiltere Güney Devon’da bir sürat teknesi ile açılıyorlar. İki de okul arkadaşı var, onlar 15 yaşında. Arkadaşlarından birinin babası onları tekneyle gezdirmeye çıkartıyor. Kızların üçü de Gloucester’dan. Güney Devon, Torbay, Brixham limanından açılıyorlar. Sürat teknesi bu, haliyle süratli gidiyorlar ama söylendiğine göre sıradışı büyük bir dalga ile çarpışıyorlar ve tekne devriliyor, tumba olup kalıyor. Emily dışındakiler rahatlıkla yüzüp çıkıyorlar ters dönmüş teknenin altından selamete. Fakat Emily çıkmıyor. Çıkamıyor. Arkadaşının babası ve arkadaşları bir süre uğraşıyorlar Emily’yi kurtarmak için, olmuyor. 25 dakika sonra RNLI (Royal National Lifeboat Institution – Kraliyet Ulusal Cankurtaran Botları Örgütü) botu geliyor ve uzman ekip Emily’yi kurtarıyor. Daha doğrusu tumba tekneden çıkartıyorlar. Hemen acil
tıbbi müdahalede bulunuyorlar ama ne yazık ki zavallı çocuk, müdahalelere yanıt vermiyor, şuuru geri gelmiyor ve hayatını kaybediyor. Resmini görüyorsunuz sayfada.

DERHAL SORUŞTURMA BAŞLADI
İngiltere’deki her deniz kazasını soruşturan, böylelikle gelecekte benzer kazalar yaşanmaması için kötü olaylardan ders çıkartılmasını sağlayan bir örgüt var: Deniz Kazaları Araştırma Bürosu. The Marine Accident Investigation Branch – MAIB. Hemen soruşturmaya başlıyor. Bu kurumdakilerin hepsi denizle ilgili, denize açılan, denizi bilen, denize dair uzmanlık alanları olan kişiler. Anlaşılıyor ki zavallı Emily, üzerine büyük gelen, tam oturmayan, yetişkinler için üretilmiş bir can yeleği giymiş. İşte o can yeleğinin kuşağı da, yine yetişkinler (yani Emily’ye göre çok daha şişmanlar) için üretilmiş kuşağı da oldukça uzunmuş ve sarkıyormuş. Tekne dalgaya çarpıp takla atarken, (zaten hep böyle anlarda olmaz denilen şeyler olur) o uzun ve sallanan/sarkan kuşak, teknenin kıç omuzluğundaki koçboynuzuna dolanmış ve sıkışmış. Teknenin de kıçı batıp zavallıyı aşağı çekip durmuş.
MAIB’in raporuna göre tekne, RCD(Recreation Craft Directive), yani bizdeki Özel
Teknelerin Donatılmasına Dair Yönetmelik benzeri bir mevzuata uygun üretilmemiş. 1996’da yürürlüğe giren bu RCD’ye göre, tekneler, devrilseler bile hiçbir tarafları suyun içine girmeyecek ve tamamen suyun üzerinde kalacak şekilde üretilmeli. Bu üzücü olay üzerine RYA ve kamu kurumları, derhal RCD’nin sıkı sıkıya uygulanması, 1996’dan önce üretilen teknelerin de zorunlu olarak mevzuata uygun hale getirilmesi için yeniden ve yeniden duyuru yaptılar, genelgeler yayımladılar.

HER KURALIN ARDINDA HAYATLAR VAR
Biliyorsunuz, SOLAS da Titanic’in batışından sonraya rastlar. Ne yazık ki can kayıpları bile, bize hâlâ “gerekeni gerektiği şekilde yapma” konusunda yeterli uyarıda bulunmuyor sanki. Bazen RMS Titanic’te olduğu gibi yüzlerce, bazen de Emily Gardner olayında olduğu gibi pırıl pırıl gencecik bir yaşamın kayıp gitmesi pahasına yazılıyor, oluşturuluyor bütün deniz kuralları. Unutmamamız gereken şu ki, denize dair bütün kuralların ardında can kayıpları var. Hayatlar pahasına yazılıyor bütün hepsi. Uymamız gerek. Zorunlu ya da değil, denizdeki güvenlik kurallarına uymak, hiçbir şey olmasa bile, o kuralların yazılmasına neden olan kaybolmuş hayatlara bir saygı olmalı.

OLAYDAN ÇIKAN DERSLER
Şimdi, olaydan dersler çıkartalım:
·         Can yeleksiz denize açılmayalım ama asla ve asla, üzerimize büyük ya da küçük gelen can yeleği kullanmayalım. Teknemizde, bizim boyutumuzda olmayan her yaş grubundan misafirler için de can yeleği bulunduralım.
·         Denizde, ister yelkenli, ister motorlu tekne olsun, sarkan hiçbir şey üzerimizde olmamalı. Sarkan kısımlar, emniyete alınmalı. Basit bir uyarı olarak söyleyelim: Mevsim kış, bu havada seyre çıkmak çok keyifli olur; ama sakın ola ki boynumuzda sarkan bir atkı vs. olmasın.
·         İngiltere’nin dört yanı deniz ve her köşesinde bir RNLI can kurtarma ekibi var. Gönüllülük esasıyla çalışan bu ekipler profesyonelleri de var ve hem amatör, hem profesyonel, hepsi yaptıkları işin eğitimini alıyor. Bizde böyle bir oluşum yok. Olmalı. Yerel girişimler var. Sahil Güvenlik var, onlar da kime yetişeceklerini bilemiyorlar, her tarafımızda bir olay…
·         Teknemize misafir aldığımız kişilerin güvenliğinden de sorumluyuz. Bilebilir, bilmeyebilir. Doğrusu biz göstereceğiz. İnternette izliyorsunuzdur, keyifli seyirlerde çok acayip şeyler bir anda oluveriyor. Bizim başımıza gelmez demeyeceğiz ve gereken tüm önlemleri, gerektiği şekilde alacağız. Hele göstermelik can yeleği hiç giymeyeceğiz. Giyeceksek, adam gibi, tam olması gerektiği şekilde giyeceğiz. Üzerindeki donanımı çalışır vaziyette olacak. Işık varsa yanacak, düdük varsa ötecek.
Kazasız belasız iyi, mutlu, barış ve huzur dolu bir yıl dilerim.
(Yelken Dünyası - Ocak 2016)



[1] Bu ifade, Büyük Usta Sadun Boro’ya aittir.

Yorumlar

Ismail Sandan dedi ki…
Tayfun Reis,Daha önceki değerli bilgi paylaşımına bir yenisini eklemişsiniz.Amatör denizciler için bu faydalı derlemenize çok teşekkürler.
S/Y Smart Alec Reisi
CahitUren dedi ki…
Sevgili Tayfun Kardeşim, yazını kelimesi kelimesine katılarak okudum. Bulabildiğim her ortamda bu tehlikeleri dile getiririm. Denizcilik disiplin işidir, yaşamında disiplin olmayan denizci olamaz. "bir kere ile bir şey olmaz", "bana bir şey olmaz" ya da "yarın yapsam da olur" gibi kendimizi aldatmaya yönelik tavırların sonu daima facia ile biter, Deniz Harp Okulunda bir Seyir Hocamız vardı, rahmetli Sabri Mengül; "cesaret artı cehalet eşittir facia" derdi, çok doğrudur. İçinde yüzlerce yolcu taşıyan şehir hattı ve deniz otobüslerimizin en son ne zaman röle eğitimi yaptıklarını hep merak ederim, hiç yapmadıklarına eminim, Kızkulesi açıklarında ticari bir gemi ile çarpışan Deniz Otobüsü ve Caddebostan açıklarında yanan bir Mavi Marmara motorunun kaptan ve personelinin hali içler acısıydı, canlı tanıklarından dinledim. Bu eğitimleri ben mi yaptıracağım, ilgililerin hiç mi bilgisi olmaz, herhalde Tanrı koruyor bizi, yoksa çok daha vahim kazalarla karşılaşabiliriz. Özet olarak "TCDD'nin başında bir demiryolcu olmadıkça TCDD için kurtuluş yoktur". Bu sözü tüm diğer işletmelere de teşmil edebiliriz. Yaşamımızda disiplin olmadıkça zor, tüm uyarılara rağmen ölçü belgemizin, lisansımızın dokümanlarını hala yarışa bir gün kala gönderiyoruz. Tanrı yardımcımız olsun, yani işimiz Allah'a kalmıştır.

Bu blogdaki popüler yayınlar

ÇAPA - ÇIPA - ÇİPO - DEMİR

PÎRÎ REİS NEDEN ÖLDÜRÜLDÜ?

DALGA YÜKSEKLİĞİNİ DOĞRU TAHMİN ETMEK