TEKNE SAHİBİ OLMAK HEVES Mİ TUTKU MU?

TEKNE SAHİBİ OLMAK HEVES Mİ TUTKU MU?
Tekne satın almayı düşünüyorsanız lütfen bu yazıyı okuyunuz. İçinizdeki isteği tartınız. Ve o istek, bir ateşe, bir kıvılcıma sahip değilse, bu işten vazgeçiniz. Kıvılcımınız yoksa, size de yazık, tekneye de yazık ve marinadaki o yeri bekleyen gerçek bir denizciye de…

Tam da bu sıralar, kimi tekneler el değiştiriyor, kimileriyle vedalaşılıyor, Bazı evlerde büyük bir sevinç ve heyecan var, tekne hayalinin gerçeğe dönmesi adına, bazı evlerde ise hüzün ve hayal kırıklığı. Sevinç, olası en büyük mutluluklardan biri olan tekne sahibi olmak veya satın alınmış tekne ile kavuşma anının heyecanla beklenmesi ile ilgili elbette. Bir çocuğun çok istediği oyuncağa kavuşma heyecanından fazla farklı değil. Hayal kırıklıklarına gelince, o biraz daha derin bir konu.

ONLARDA VAR, BENDE DE OLSUN!
Tekne sahibi olmak, bir tutkunun sonucu ise, çoğunlukla mutluluk getirir. İstisnalar elbette olabilir ama genel olarak yıllar süren, çocukluktan başlayan, giderek çoğalan ve artık önüne geçilemeyecek, yok sayılamayacak bir deniz sevdasına dayanıyorsa, ve elbette onu elinde tutmak, bakımını yapmak için yeterli maddi olanaklar da varsa, büyük bir mutluluktur. Fakat, “Çevremdeki arkadaşların çoğunun teknesi var. Hayli de güzel zaman geçiriyorlar. Bir tane de ben alayım” düşüncesiyle tekne sahibi olma yoluna gidenlerin büyük kısmı (elbette bunun da istisnaları olabilir) aradığını bulamaz. Çünkü zaten bir şey aramıyorlardır. Ortada bir tutku yoktur. Tekneciliği, arada ailecek üzerine çıkılacak, keyifle şöyle bir hava alınıp dönülecek, şık giysilerle rıhtımda teknenin yanında durulacak bir şeymiş gibi düşünenler, elleri tıkanmış tuvaletin içine ya da yağ ve mazot karışmış pis bir bulamacın içine daldığında, hayatlarının büyük şokunu yaşarlar. Bir anda masraflar artar ve daha önemlisi göze batar. “Bu ne be?” diye başlayan hayıflanmalar çoğalır.

TEKNE ALMAK NEDEN PRESTİJ OLSUN Kİ?
Hele tekne satın alma isteği, ailede paylaşılmayan bir düşünce ise, durum daha vahim hal alır. “Babamız gene taktı kafaya bir şeyi. Maymun iştahlı ne olacak. Kimde ne görürse ondan istiyor” gibi bir zemin varsa evde, o teknenin geri kalan hayatını yalnız geçireceği neredeyse su götürmez. Hanımefendiler kızmasınlar bana “babamız” diye başlayan cümle kurduğum için. Kadınlar belki ayakkabı, takı vb. şeyler için maymun iştahlılık yapabilirler belki ama hiç alakalarının olmadığı bir konuya erkekler kadar balıklama dalmazlar. Kadınlar daha mantıklıdır ve bu kadar büyük “acayiplikleri” yapmak, genel olarak erkeklere özgüdür.
Tekne ve ona bağlı olarak gelişen deniz hayatı, bir prestij meselesi değildir. (Burada yelkenli teknecilikten söz ediyorum.) Satın alınan tekne, uzaktan “Vaaay beee!” diye bakılan bir meta olabilir ama gerçek, bundan çok farklıdır. Tekneyi satın alan kişi artık tekneci olmuştur ama “denizci” olana kadar, teknesiyle arasında hep ciddi bir mesafe olacaktır. “O nasıl yapılıyor?”, “Bu nasıl beceriliyor?” diye sorularla kısa süre sonra yılmak ve “Öf be kardeşim, neymiş bu böyle?” noktasına gelmek, çok kolay ve hızlı olabilir.

BENİM TEKNE BOZUK ÇIKTI!
Tekne, “Koyarım marinaya, arada bir de gider otururum içinde” diye satın alınacak bir şey değildir. Her an ilgiye ihtiyaç duyar. Her an bir tarafında bir sorun çıkabilir ve o sorunların hızla, bekletmeden, ertelemeden giderilmesi gerekir. Sadece sorun çıktığında değil üstelik, sorun çıkmasın diye öncesinde de durmadan ilgi gerektirir. Aksi halde, “arada bir gider otururum” dediğiniz teknenize oturmaya gittiğinizde önce rutubet, ardından leş gibi bir hela kokusu karşılar sizi. “Hay Allah cezanı versin!” diye hırsla sarıldığınız bir vana, sifon kolu, çekmece o an elinizde kalabilir. Çünkü aylardır ilgi göstermemişsinizdir ve bütün bu sorunların asıl kaynağı doğrudan sizsinizdir. Ama bunu bilmezsiniz. Hatta bunun farkında bile değilsinizdir. Teknesini kokulara boğup ortaya çıkan kötü durumu “üretim hatası” zannedebilirsiniz. Seyre çıkmaya çalıştığınızda, doğru zamanda değiştirilmemiş bir impeller su koyuverir. Çünkü impellerin ne olduğunu, ne işe yaradığını ve belirli aralıklarla değiştirilmesi gerektiğini bilmiyorsunuzdur. Aceleyle telefona sarılır, falanca ustayı arar, motorun bozuk olduğunu söylersiniz. Gelip birileri sizi marinaya yedekleyerek götürür. Mutsuzluğunuz artar. Bir anda, teknenizi satın almadan yıllar önce, arkadaşınızın teknesinde ne kadar da mutlu zamanlar geçirdiğinizi, hiç de böyle mutsuzluklar, tatsızlıklar yaşamadığınızı hatırlarsınız. Arkadaşınızın hayatının önemli bir bölümünü bu işe adadığını, bu konuda bilgi sahibi olduğunu düşünmezsiniz. Muhtemelen, “Onun teknesi iyiydi herhalde, benimki bozuk çıktı” diye düşünebilirsiniz.

‘BANA GÖRE DEĞİLMİŞ’ DÖNEMİ
Sonra etrafınızdakilerle konuştukça, aslında teknenizde olan bütün problemlerin, sizin bu konuda bir şey bilmemenizden kaynaklandığını, teknenin arada sırada gidip içinde zaman geçirilecek bir şey olmaktan çok uzak, tam tersine, sık sık ilgilenilmesi gereken, ilgiyi bizzat isteyen bir şey olduğunu öğrenirsiniz. Yapmanız gereken hiçbir şeyi yapmadığınızı anlarsınız. Bir de üstüne üstlük, aile üyelerinden eşlik eden de yoktur tekne “keyfinize”. Kendinizi yalnız hissedersiniz. Siz, birkaç marina komşusu ve bolca usta dönemine girmişsinizdir. İşte o an başlar “Bu iş hiç de bana göre değilmiş arkadaş” demeler.
Tekne satışa çıkar. Aradığını bulamamıştan, ne aradığını bilene ikinci el temiz teknedir satılan. Ama sanıldığı kadar temiz de değildir tekne. Çünkü tekneler fazla kullanmaktan yıpranabilecekleri gibi, kullanılmamaktan, hatta doğru kullanılmamaktan da yıpranır. Çok iyi bakılan bir teknenin, yani gerçek denizciye ait bir teknenin, yıllar geçse de güzelliğinden ve temizliğinden bir şey kaybetmediğini bu arada öğrenmiş olabilirsiniz. Pişmanca bir dönem geçer. Tekne satılır, eski hayata dönülür.

ÇOK ŞEYDEN ANLAR DENİZCİ
Oysa tekne satın almakla denizcilik başlamaz her zaman. Denizciliğin bir kademesidir tekne sahibi olmak sadece. Önemli bir kademesidir belki ama “ta kendisi” değildir. Denizcilik, yabancı dillerde “multidisipliner” tabir edilen, çok disiplinli bir etkinlikler bütünüdür. Bir sürü şey bilir gerçek denizci. Fizikten anlar, meteorolojiden anlar, biraz elektrik, biraz motor, biraz su tesisatı, biraz dışkı bile vardır hâkim olunan bilgiler içinde. Müzik, yemek, içki bilgisi de dâhil olur buna. Harita okur, rota çizer, telsizde konuşmayı bilir telsizi kullanmayı bildiği kadar.
Elbette bunların hiçbiri “küt” diye olmaz. Zamanla, yavaş yavaş olur. Okuyarak da olur, bilenlere danışarak da. Ama bunların hepsinin altında tek bir şey vardır: Tutku! Sevgi ya da deniz sevdası da denebilir buna. Eğer o yoksa, bunların hiçbirini yapmak için motivasyon da olmayacağı için, kişi giderek uzaklaşır durumdan ve teknesinden.

ATEŞ VARSA NE OLUR, YOKSA NE OLMAKTA
Sözüm, içinde o kıvılcımı taşımayanlara. Eğer gerçekten böyle bir tutkunuz yoksa, sadece anlık bir hevesse tekne sahibi olma düşünceniz, gelin vazgeçin. Sonunda hüsran yaşamayın. Tekneyle gezmeyi çok istiyorsanız, önce birkaç kez tekne kiralayın güneyde. Kaptanlı kiralayın önce. Öğrenmeye çalışın. Ailenizdeki herkes bu işten zevk alabiliyorsa ve siz de içinizde “tekne sahibi olmak” için değil, “denizciliğini öğrenmek” için ateş hissederseniz, o zaman girişin, o zaman elinizi koyun taşın altına. Bu ateş olmaksızın tekne aldığınızda, hiçbir şey olmasa, en azından gerçekten marinadaki o tekne yerini hak eden ama yer bulamadığı için sıkıntı çeken birinin hakkını yemiş oluyorsunuz. Bunu isteyerek ya da kötü niyetle yapıyor değilsiniz elbette ama gerçek bu. Hem teknenize de yazık değil mi? Kimsesiz, sessiz sedasız yatıyor öyle mahzun. İstiyor ki gezsin, yaslansın bir omzunun üstünde, başına taksın köpükten duvağını, salınsın enginlerde. Bunun için yaratıldı o çünkü, kuzu gibi yatmak için değil.
Ama derseniz ki, “Hayır arkadaş! Ben bunu öğreneceğim. Tek başıma da olsa, taşın altına elimi koyacağım. Ve taşın altına koyduğum elimi, gerekirse tuvalette pisliklerin içine daldırıp tıkanmış klozeti açacağım. Varım ben buna. Bu işi çok seviyorum”, işte o zaman iş değişir. İşte o zaman “tekne sahibi” değil, “denizci” olursunuz. Unutmamak gerek: Satın almak ile sahip olmak farklı şeylerdir.
(Yelken Dünyası Şubat 2016 sayısında yayımlanmıştır.)


Yorumlar

Unknown dedi ki…
Tebrikler, açıklayıcı ve güzel bir yazı olmuş.
Atilla Gündüz dedi ki…
"Tutku" muz ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi,tebrikler.
Atilla Gündüz dedi ki…
"Tutku" muz ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi,tebrikler.
Ahmet N.Davran,s/v Storm Bird dedi ki…
Türkiye de tekne pazarlıyan,boat show larda tekne reklamı yapan firmalar duvarlarına asabilir bu yazıyı.
Murat Oztrgt dedi ki…
Güzel yazı. Nerede benim tekneeeeeem. Hanimiş benim tekneeeeem.
Halis Öztürk dedi ki…
Elinize sağlık Timuçin bey, kelimeleri özenle seçerek çok güzel kaleme almışsınız.
Ama ne yazık ki durum hevesse böyle bir yazıyı okuma isteği da olmayacaktır.
Tuktu ise "evet ben bunu istiyorum" duygusu daha da pekişecektir.
Esenlikler.

Bu blogdaki popüler yayınlar

ÇAPA - ÇIPA - ÇİPO - DEMİR

PÎRÎ REİS NEDEN ÖLDÜRÜLDÜ?

DALGA YÜKSEKLİĞİNİ DOĞRU TAHMİN ETMEK