TEKNEDEN KARAYA GEÇİNCE DEĞİŞENLER

Teknedeki ben, karadaki benle tezatsa ortada bir yanlışlık var demektir. İnce ruhlu, hassas denizci ben, karada kaba, hoyrat bir bene dönüşüyorsa, söylenebilecek en hafif şey “olmamışlık” olabilir. Denizci olmamışlık!

Bugüne kadar hep teknede birşeyleri daha kolay, daha etkin, daha keyifli ve güvenli kılmak için yazdım, bildiklerimi, gördüklerimi sizlerle paylaştım. Bugün bir değişiklik yapıp, farklı bir bakış açısı katmayı deneyeceğim denizcilik hayatımıza.
Bir denizcinin denizciliği tekneden çıktığı anda biter mi? Sanırım kilit soru bu. Elbette sözcüğü ve ifade ettiklerinin bütününü kucaklayan kavramı teknik olarak ele alırsak, denizcilik denizde olur ama “denizciyim” diyen bir insanın, tekneden çıktığı anda bir kara insanına dönüşmesi de hem çok olanaklı değildir, hem de etik değildir.
Bu durumda bir denizci, karada nasıl yaşar, neler yapar, denizde ve teknede edindiği deneyimleri, kara hayatına, özel/ev hayatına nasıl uyarlar? Bu yazıda biraz buna bakalım istiyorum. Çünkü ben bunu önemsiyorum.
Örneğin, “teknede hayat müşterektir, bütün işler eşler arasına paylaşılır” diyen biri, eve gidince ali kıran baş kesen kesiliyorsa, ne anladım ben o denizcilikten! Aklıma gelen birkaç maddeyi ele almak istiyorum izninizle.

SADECE TEKNEDE Mİ GÜVENLİK GEREKİR?
Güvenlik. Teknede hepimizin önceliğidir kuşkusuz. Küçük çocuğumuz varsa vardavelalara ağ gereriz, hatta gerekirse yükseltiriz değil mi? Peki, küçük çocuğu olan bir evde, balkonumuz, bahçemiz, havuzumuz varsa, oraları çocuğumuz için daha güvenli hale getiriyor muyuz? Elbette tekneden düşmek büyük bir risktir, kimsenin başına gelmesi istenmez. Tamam da balkondan, bahçenin çitinden ya da dengesini yitirip havuza düşen bir çocuğun, denizde olduğundan daha güvende olduğunu kim söyleyebilir ki?
Devam edelim. Teknede yangın, akla gelebilecek en büyük felaketlerden. Peki ya evdeki yangın? O felaket değil mi? Kuzine yakınlarına bir yangın söndürme tüpü, yangın battaniyesi vs. yerleştiren bir denizcinin, aynı önlemleri evinin mutfağı için almıyorsa, “güvenlik” kavramını bir zihniyet olarak benimsemiş olduğundan söz edebilir miyiz? Neden bu önlemleri sadece tekne için alalım ki? Evdeki mutfakta bir yerde söndürme tüpü bulundurmak, doğru bir davranış olmaz mı? Tabii ki eve itfaiye çağırırız gelir, denizde gelemez. İyi de bu kadar basit mi yani? İtfaiye gelene kadar kendimiz bir şey yapmamalı mıyız? Küçük bir söndürme tüpüyle önleyebileceğimiz bir felaketi, itfaiyeye devredilmiş bir sorumluluk halinde büyütmeyi kim ister ki?

ŞU MUTFAK MESELESİ
Teknede, biraz da misafirlere göstere göstere, “Karıcığım, bugün yemekler benden” diyen, havuzluktaki sofrayı ince ince kaldırıp temizleyen, misafirlerine elleriyle meze ve kokteyl hazırlayan bir koca, eve gidince bir kez bile mutfağa girmiyorsa, yediği tabağı bile sofradan kaldırmıyorsa, bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu diye sormaz mı kimse?
Misafirlere, “Lütfen erkek kadın demeden herkes oturarak işini görsün ve tuvalete kâğıt atmasın, sonra tıkanıyor” diyen bir adam, evdeki tuvalette klozet kapağını bile kaldırmaya üşeniyorsa, oldu mu yani?
Teknede misafirlerinin ayakkabı ile dolaşmasını istemeyen bir tekne sahibi, başka bir eve misafir olarak gittiğinde ne demeye içeri sormadan ayakkabıları ile dalma hakkını görür kendinde?

TEKNEYE VAR DA EVE YOK MU?
Teknede iş bitmez” de evde biter mi? “Teknenin eksiği hiç bitmez” de evinki biter mi? Bir tekne sahibinin (tabii çoğunlukla erkeklerin durumu böyle) teknesine gösterdiği hassasiyet, elbette anlaşılabilir. Ama bu hassasiyetin eve gösterilmemesini açıklayacak olumlu bir kavram bulmakta güçlük çekiyorum. Tembellik, vurdumduymazlık, yetiştirilme tarzı, geleneksellik, töre vs. gibi açıklamaların bir tanesi bile iyi bir şeyi çağrıştırmıyor ki!
Teknede en küçük bir arızanın anında giderilmesi için hemen harekete geçen, elinden gelmiyorsa işin ustasını çağırıp profesyonel yardım alan biri (ne yazık ki bu da çoğunlukla erkektir),  evine gittiğinde aylardır damlatan musluğu tamir etmesi/ettirmesi için yalvara yalvara dilinde tüy bitmiş eşine, nasıl olur da geniş zamanlı yuvarlak laflarla “hallederiz, ne acelesi var?” gibi şeyler söyler?
Teknesini her yıl karaya alıp temizleten, pırıl pırıl eden bir tekne sahibinin evine, mesela neden en son on yıl önce badana yapılmıştır?
Teknede, “Aman oraya basma, şurayı elleme, sakın orası çizilmesin ” diye titizlenen bir denizci, evde aynı titizliği göstermiyorsa, denizciliği nicedir?
“Teknede her şeyin bir yeri var, herkes aldığını yerine koyacak, aksi halde acil bir durumda kötü sonuçları olabilir” diye haklı bir disiplin geliştiren arkadaşımız, mutfaktan aldığı tuzluğu yatak odasındaki tuvalet masasına, seyyar ev telefonunu çamaşır makinesinin üzerine, deodorantını salondaki televizyonun kenarına bırakıp gidiyorsa, orada bir yanlışlık yok mudur?
Malum, biz erkeklerin çorap sendromu var bir de. (Benim yok desem inanmazsınız.) Evin göbeğine çorabı çıkartıp atabilen birinin bunu teknede asla ve kata yapmayacağından eminim. E niye peki?

DENİZLE GELEN DUYARLILIK
Denizci yardımseverdir. Denizde, din, ırk, dil, etnisite, milliyet ayrımı gözetilmeden, yardıma koşmak bir gelenektir. Bu çok güzel bir gelenektir ve denizcileri tek millet yapar. Yapar da, bu tek millet karaya çıkınca neden hamasete, ayrıma kaçar? Yani, nereye gitti denizdeki “insan” da karada yerine başka bir şey geldi? Ne oluyor karaya çıkınca?
Bir koyda komşu tekneleri rahatsız etmemek gerekir. Sessizlik, sükûnet, koylarda ve limanlarda başlıca edeptir. Bu inceliğe sahip bir denizci, yaşadığı apartmanda tam bir baş belasına dönüşebilir mi? Kabul edilebilir mi böyle bir şey?

FAZLA SÖZE GEREK YOK
Bu listeyi çok daha fazla uzatabilirim. Ama sanıyorum konu anlaşıldı. Denizciliğin adabı, insana kazandırdıkları bir bütünse güzel. Pasarelladan rıhtıma adım attığımız anda bitiyorsa, o güzellik yerini başka şeylere bırakıyorsa… Denizcinin kibarlığı, yardımseverliği, inceliği, hassasiyeti karaya çıkınca kabalığa, bencilliğe, hoyratlığa dönüşüyorsa, kimse kusura bakmasın ama öyleleri için açıkça “olmamış” diyebiliriz. “Olmamış bu!

Bütün denizcilerin, hayatlarının her anında “denizciliği” elden bırakmadıkları bir dünyanın çok güzel olacağını düşlüyorum. Umut ediyorum. Bugünlerde umuda çok ihtiyacımız var. Sağlıcakla…
(Yelken Dünyası Nisan 2016)

Yorumlar

Utku Uçkan dedi ki…
Tayfun kardeşim insan her yerde insandır.Tekneye gidince farklı,eve gidince farklı olmaz.
Son zamanlarda çokça yapılan bir hata var,bir kişinin denizden hoşlanması veya teknesi olması onu diğer insanlardan farklı kılmaz.Nasıl ki yelkenci kibardır,motoryatçı kabadır veya saygısızdır(hani dalga yaratıp yelkencileri sallarlar ya)ifadeleri yanlış ise bir kişinin teknesinin olması onu da onu teknesi olmayanlardan farklı kılmaz.Sahtekar bir kişiliğe sahip ise tekne de farklı davranır evde farklı davranır.Bu kişinin sahtekar kişiliğindan kaynaklı bir durumdur ki bu tiplerin başı ayrı oynarken kıçı ayrı oynar.
Kişi çorabını neden ortadan bırakır sorusu ise apayrı bir yazı konusudur ve konunun pisikolojik(huzursuz bacak sendromu v.s gibi) ve patalojik(dermatolojik nedenler gibi) derinliği vardır.Buradaki derinlik oşinografik bir derinlik olmayıp, tıp ilminin konusu olan bir durum olup, denizcilik ilmi sathı dışına taşar.

Bu blogdaki popüler yayınlar

DALGA YÜKSEKLİĞİNİ DOĞRU TAHMİN ETMEK

YELKENLİ TEKNE VE MOTORYAT, ÇAKARLA DOLAŞMAZ

ÇAPA - ÇIPA - ÇİPO - DEMİR