BALIKÇI BARINAKLARINDA DIŞARIDAN YARDIM ALMAK

BALIKÇI BARINAKLARINDA
DIŞARIDAN YARDIM ALMAK
Ülkemizde marinalar dışında bağlanabilecek yerler olan balıkçı barınaklarının durumu içler acısı. Mevzuat eski, işletmeleri farklı şeylerin peşinde. Böyle bir yere ilk kez girip bağlanacak denizcinin, karadan gelen yardım konusunda da son derece temkinli ve tedbirli olması gerekiyor.

            Hemen her teknecinin başına gelir; sıkça kullandığımız limanlardan olmayan, bilmediğimiz, aşina olmadığımız bir limana girerken tedirgin oluruz. Genellikle balıkçı barınaklarında yaşanır bu tedirginlik çünkü balıkçı barınakları, marinalar gibi sürekli bakımı yapılan, derinliği sabit tutulan, orada burada serseri halatların, tonozların, şamandıraların dolaşmadığı yerler değildir. Bizim “misafir” olduğumuzu, orada “yeni” olduğumuzu ve hatta tedirginliğimizi anlayan bir yerel vatandaşımız, bütün iyi niyeti ile rıhtıma yaklaşır, el kol hareketleri, ıslık ve seslenme eşliğinde bize bağlanacak bir yer gösterir. Sonra “gel gel” yapar. İşte o sırada salmamıza birşeyler değdiğini hissedebilir, pervanemize bir halat dolandığını panik içinde fark eder veya daha da kötüsü, dipteki bir kaya, batık tekne veya başka bir şeye açık açık vurduğumuzu duyarız! Başımızdan aşağı kaynar sular dökülür. “E hani sen bize gel gel diyordun birader ne oldu?” diyemeyiz bile, nutkumuz tutulmuştur panik ve endişeden.

367 BALIKÇI BARINAĞI VAR
            Konuyu deşmeden önce, ülkemizin balıkçı barınaklarına biraz mercek tutmakta yarar var. Balıkçı Barınakları, ülkemizde Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın uhdesindedir. Bu yazıyı hazırlarken Bakanlığın sitesinden baktığım son envantere göre, ülkemizde 367 tane balıkçı barınağı var. Bizim kıyılarımızın uzunluğunun 5.000 mil civarında olduğunu düşünürsek, 5.000 / 367 = 13 eder. Yani yaklaşık 13 milde bir barınak olduğunu, bu rakamlara bakarak söyleyebiliriz. Ama gerçek öyle değil. Bazı yerlerde bir mil bile arayla barınak olduğunu biliyoruz. Bu, bazen 2, bazen 3 milde bir olabiliyor. Demek ki bazı bölgelerdeki balıkçı barınağı aralığı çok daha uzun. Elbette kullanım alışkanlıkları, yoğunluk, verimlilik gibi hesapları vardır bunun. Ama bildiğimiz kadarıyla milyarlarca liraya mal olan balıkçı barınaklarından bazılarının içinde birkaç tane küçük sandal dışında tekne de yok, gizli bir şey olmadığı için söyleyebiliriz, on yıllar içinde yapılan siyasi yatırımlardan bazıları da böyle boş boş yatıyor.

TARAMA GEMİSİ PROGRAMI
            Barınaklar, evet kısaca Tarım Bakanlığı diye adlandırabileceğimiz Bakanlığın uhdesindeler ama bunların işletilmesi, bazı yerlerde balıkçılık kooperatiflerinin, bazı yerlerde muhtarlıkların elinde. Bir barınak sığlaşmaya başladı diyelim. Kim tarayacak bunun dibini? Elbette Bakanlık. Bakanlığın elinde tarama gemileri var. Bunların da belirli programı. O program dâhilinde, yıllar yıllar süren periyotlarla gelip tarıyorlar. Eğer işiniz acilse, yani bulunduğunuz barınak, o programı bekleyecek sabır noktasını aştıysa, Bakanlığa ya da onun il müdürlüğüne başvurabiliyorsunuz. Resmi bilgi olmamakla birlikte duyduğumuz şu ki, “Tarama gemisinin mazotunu karşılarsanız gelir tarar” gibi bir yanıt alınıyor. Ben duymadım, duyanların söylediğidir bu.

BARINAK İŞLETMECİLERİNİN YAKLAŞIMI
            Onun dışındaki işletme faaliyetleri, yani teknelerin bağlanabilmesi gereken tonoz sistemi, elektik-su olanakları, genellikle yerel otoritelerin hallettiği bir sorun. Bunlar da çoğunlukla “sözü geçen” birilerinin talepleri doğrultusunda gerçekleşiyor. Ama genellikle de denizcilik bilgisi, denizcilik geleneği, nezaket kuralları, kullanım kolaylıkları göz ardı ediliyor. Yatların da bağlı olduğu balıkçı barınaklarında kurulan kooperatiflerin üzerinde durduğu nokta, çoğunlukla yatlardan kira almak oluyor, bakım-onarım, iyi işletme gibi dertler, geri planda kalıyor. Hal böyle olunca da ortada yüzen halatlar, kopup aşağıda kalmış çapalar, variller, tonoz terminalleri gırla gidiyor. Ben bugüne kadar bir balıkçı barınağı işleten kooperatifin girip zemin temizliği yaptığını, tehlike saçan çapaları (ki genelde tonoz için yapılmış eğri büğrü demirler vs. oluyor bunlar, kaliteli şeyi kimse dipte bırakmıyor), varilleri vb. şeyleri topladığını duymadım. Yapan varsa saygı duyar, teşekkür ederiz.

YÖNETMELİK ARTIK DEĞİŞMELİ
Malum, bu tesisler Balıkçı Barınağı Yönetmeliği’ne göre hizmet veriyorlar. Ama bu Yönetmelik, artık çağın gerisinde kaldı çünkü ülkemizde amatör denizcilerin kullanımına “mevzuat yönünden tamamen” açık hiçbir tesis yok. Marinalar dışında. Eh, dört metrelik bir kayık alıp, arada sırada ailecek gezecek, denizden tat alacak birinin, yıllığı kayıktan çok daha pahalıya gelen bir marinaya bağlanması düşünülemeyeceğine göre, bu açığı barınaklar kapatıyor. Onların da mevzuatı aslında amatör denizciliğe fazla olanak tanımıyor. “Yer müsaitse” deniyor Yönetmelikte. Dediğimiz gibi artan özel tekne sayısı ve onların bağlanma sorunu nedeniyle bu Yönetmelik artık çağın gerisinde. Türkiye’nin gerçeklerini karşılamıyor. Umutla bekliyoruz birileri konuya el atsın diye. Zira işin bir de işletme tarafı var. Ömrünü denizlerde geçirmiş, üç kuruşu bir araya getirmek için yıllarca çalışıp didinmiş, nihayet bir tekne alabilmiş birinin teknesine ve denizciliğe gösterdiği özeni, ne yazık ki Balıkçı Barınaklarının işletmecileri pek o kadar göstermiyor. Bildiğim, nezih ve ikili ilişkiler ile güzel işletilen balıkçı barınakları var, onları tenzih ederim. Ama böyle şeyler ikili ilişkilerle yürümemeli. Hukuk devleti dediğimiz kavram, her şeyin yazılı kurallar dâhilinde yürümesini şart koşar. İşte o yazılı metinler eskiyip artık ihtiyacı karşılayamaz hale gelince, yenilerini yazmak gerekir. Beklediğimiz budur.

HARİTALARDA BARINAK DETAYLARI YOK
            Bu barınakların, genel planları çizilidir. Çeşitli kaynaklarda bunlara ulaşmak da mümkün. Uğraşıp tek tek yaptıkları ziyaretlerde bu barınakların derinliklerini ve diğer niteliklerini çıkartan denizci dostlar da var. Hepsinin emeğine sağlık. Lakin onların çizdiği derinlik haritası, birkaç yıl sonra tamamen değişmiş olabiliyor. Hele etrafta nehir, liman içi akıntı vs. varsa, o süre daha da kısalabiliyor. Bakımsız bırakılmış hatta terk edilmiş bir kayık, bir fırtına sırasında batabiliyor ve onunla ilgilenen olmayınca senelerce o durumda kalabiliyor. Siz de limana gelip uzaktan oranın boş olduğunu zannedebiliyorsunuz. Haritalarda bu batığı görmek mümkün değil zira bunu haritaya işleyecek bir merci de yok. Zaten bir kayık batığı ne kadar batık kalabilir ki? Ama kalıyor. Derinliği dört metre olan bir yere iki metre yüksekliğinde bir şey batınca, orasının derinliği artık sadece iki metre oluyor ve bu pek çok tekne için büyük sıkıntı demek.
            Daha birkaç gün önce Bursa Yelken Kulübü Komodoru sevgili dostum Haluk Turşucular, Gemlik Körfezi’ndeki Fıstıklı Balıkçı Barınağı’nın fotoğrafını çekmişti. Ama resim kötü çıktı, burada yayımlayamıyoruz. Fakat öyle bir halde ki, betonun içinde olması gereken demirler dışarı çıkmış. Bir perişan Çemberlitaş taklidi demek sadece güldürür ama gülünecek hali yok. Fener dediğin güven verir. Bu, korku filmi dekoru gibi adeta. Bakalım kim el atacak. (Haluk Turşucular’a izlenimlerini paylaştığı için teşekkür ederim.)

GÜVEN SONSUZ OLMAMALI
            İşte, uzun bir seyir sırasında girip bağlandığımız balıkçı barınakları bu durumdadır şu an. Böyle bir yere girerken, eğer orayı bilmiyorsak, aşina değilsek tedirgin olmamız son derece normal. Aşırı dikkatli olmak gerekiyor. Tam da bu noktada, yani siz elinizden gelen dikkati göstermeye çabalarken, uzaktan biri, belli ki yerel halktan biri, size el edip çağırıyor. Yerel bilgi önemlidir. Bu nedenle siz de “Ben bilmiyorum ama o burayı biliyordur” diye düşünüyor ve kişiye güveniyorsunuz. Lütfen güveniniz sonsuz olmasın. O, ne sizin teknenizin derinliğini biliyor, ne ne kadar bir suya gereksinim duyduğunuzu, ne teknenizin manevra kabiliyetini, ne sizin beceri ve deneyiminizi, ne de o limanın bütün olanaklarını. İyi niyetiyle veya “Oh, hadi makbuzu hazırla” sevinciyle size yardım etmeye çalışan biri. Belki de sadece boş görünen bir yeri, otopark mantığıyla “boş” görüyordur, bunu bilmiyoruz. Evet belki de çok deneyimli bir denizcidir ve ihtiyacımız olan tüm bilgiye de sahiptir ama nereden bileceğiz ki? Nasıl sonsuzca güven duyabiliriz ki?

AMAN TEMKİNLİ YAKLAŞALIM

            İşte en başta anlattığım ve tekrarlamayı gereksiz gördüğüm o “gel gel” anlarında başına bir sürü iş gelmiş pek çok dostumuz var. Siz siz olun, kendi bilginize ve dikkatinize daha çok güvenin derim ben. Ve karşılıklı konuşabildiğiniz bir mesafeye geldiğinizde, o kişiye doğru soruları sorun. “Batık var mı?”, “Derinlik ne kadar?”, “Yüzen halat veya tonoz malzemesi var mı?” Ya da bunlara benzer sorularını geliştirin, kendinize en uygun soruları sorun. Aldığınız tüm yanıtlara da lütfen temkinli yaklaşın. Zira söylenen de bilinçsiz olarak doğru olmayabilir. Aman temkin ve tedbiri elden bırakmayalım. Ve hep birlikte harekete geçelim ki bu mevzuat, bu uygulama, artık bir düzene girsin; hem balıkçı barınaklarımız pırıl pırıl olup doğru şekilde işletilsin, hem alıkçılarımız, hem de amatör denizcilerimiz bu limanlardan güvenle, huzurla, mutlulukla faydalansın. Selametler dilerim.
(Yelken Dünyası, Şubat 2017)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

DALGA YÜKSEKLİĞİNİ DOĞRU TAHMİN ETMEK

YELKENLİ TEKNE VE MOTORYAT, ÇAKARLA DOLAŞMAZ

ÇAPA - ÇIPA - ÇİPO - DEMİR