YARIŞÇI İLE GEZGİN ARASINDAKİ FARKLAR

Yarışçı da denizden yararlanıyor, gezgin de. Ama birbirlerinin prensiplerine ya da rahatlıklarına sahip değiller. Aynı camianın içinde iki farklı grup oluşmuş gibi bir durum var. Fakat kullandıkları araç da aynı, bulundukları yer de. Peki fark ne?

Hem Yelken Dünyası’ndaki yazılarımda, hem de şu sıralar ikinci baskısı piyasaya çıkan kitabım “Yelkenli Yatta Kendine Yetebilmek”’te, hem de başka mecralardaki yazı ve söyleşilerde hep gezgin yelkencilere hitap ediyorum. Oysa yıllarca yarıştım, halen de zaman zaman dostların teşviki ile yarış parkurlarında dümene geçtiğim oluyor. Fakat bir dönem “Artık yarışmayacağım” demiştim çünkü yarışırken, çok sevdiğim, sevdiğim için içinde olduğum denizi fark edemediğimi, onu göremediğimi, dilediğimce yaşayamadığımı anlamıştım. Çünkü yarış, mutlak doğrular ve kaçınılmaz kurallar ile kotarılabilen bir şey. “Böyle olmasa da olur” dediğiniz anda kaybediyorsunuz. Oysa ben “Böyle olmasa da olur” demeyi özlemiştim. “Buradan değil de şuradan tramola etmek istiyorum” diyebilme, hatta böyle düşünebilme özgürlüğüm olmadığı için yarışmayı bırakmıştım. Yarış, ciddi olmayı gerektirir. Her an her saniye olan bitenin farkında olmayı zorunlu kılar. Oysa ben ciddiyetten yorulmuş hissediyordum kendimi. Karadaki hayat zaten her an her şeyin farkında olmaya zorluyordu insanı, hiç olmazsa denizde biraz kayıtsız olmayı hak ettiğimi düşünüyordum o sıralarda. Pişman değilim. Ama yarışçı zihniyetine büyük saygım var. Yarışçılar sayesinde kavuşuyoruz pek çok yeniliğe. Onların parkurlarında bin bir emekle test edilip onaylanan teknolojiler sunuluyor gezginlerin asude deniz yaşamlarına. Ne bir tarafı yüceltmek, ne de diğer tarafı yermek niyetim. Sadece aradaki farklara birlikte göz atalım istedim bu yazıda. Elbette genellemeler yoluyla yapacağız bunu. İstisnalar, ele alacağımız grupların içinde olaylara farklı bakanlar mutlaka vardır, olacaktır.

ŞAMANDIRAYA VARMAK VE DENİZDE OLMAK
Yarışçı için deniz, teknik bir konudur. Suyun direnci, dalga oluşumu, tuzluluk oranı vb. değerler onun için önemlidir. Amaç, o şamandıraya ilk ve en hızlı varabilmektir. Su yerine kum veya asfalt olması, teknik bir değişim olarak ele alınır ve eğer öyle bir değişim olacaksa, mutlaka ona göre ekipman değiştirilir, uyum sağlanır ve yarışmaya devam edilir. Çünkü amaç değişmemiştir: O şamandıraya ilk ve en hızlı varmak.
Gezgin için ise suyun rengi bile önemlidir. Kirli, bulanık su daha az zevk verir, hatta bazen seyre çıkmaktan vazgeçirebilir bile. Çünkü gezginin amacı denizin üzerinde olmaktır. Eh, üzerinde olmak istediği şeyin görüntüsü de onun için önemlidir. Çoğunlukla varacağı bir yer yoktur, sadece denize çıkar ve durur. Rüzgâr varsa gider, yoksa gitmez. Pek dert etmez bunu. Amacına ulaşmış, denizin üzerinde olmuştur.

HER ŞEY HIZ İÇİN
Yarışçı, bir parça daha hızlı gidebilmek için her yolu dener. Trim, en hassas şekilde yapılır. Rüzgârın her açısına, en küçük açı değişimine göre yenilenen trimle her sağanak, her esinti parçası, her hamle değerlendirilir. Tekne yarış için limandan ayrılmadan önce iyice hafifletilmiştir. Kapılar sökülmüş, su deposu boşaltılmış, çapa sadece kurallar gereği yerinden kaldırılmakla kalmamış, aynı zamanda karaya da çıkartılmıştır zinciri ile beraber. Ağırlığı olabilen ve yarış anında lazım olmayacak ne varsa karada bırakılmıştır. Tekne neredeyse çıplak kalmıştır. Amaç daha hızlı gidebilmektir.
Gezgin, teknesini belirli bir rüzgârda belirli bir hızla oturttuğunda, artık hiçbir şeyi “kurcalamamayı” tercih eder. Çünkü zaten amaç hasıl olmuş, yol alınmaya başlanmıştır. Gezgine çapası da, zinciri de, kamarasının kapısı da, deposundaki su da her an lazım olur. Zaten onlarsız yaşamaz. Teknenin ağır olması değil, konforlu olmasıdır onun için önemli olan. Amaç, denizde yaşamaktır. Deniz hayatı ise susuz da olmaz, zincirsiz, kapısız da. Bunlar bir yana, gezgin yükler de yükler! Mataforalar, bot, botun motoru, güneş paneli, panel için kromlar, motor için braket, mangal için ayrı braket, yedek su ve mazot bidonları… Bunlar olunca amaç hasıl olur çünkü.

TRAMOLA ETMEK YA DA ETMEMEK…
İŞTE BÜTÜN MESELE
Örneğin orsa şamandırasına çıkıyorsa yarışçı, nerede tramola edileceği, tramolada hız kaybının yaşanmaması için nasıl bir metot izleneceği, dümencinin ne kadar dümen kıracağı vs. çok önemlidir. Çünkü kötü tramola yarış kaybettirebilir veya iyi tramola kazandırabilir. Bunu sağlamak için bilgisayar yazılımları, akıllı cihaz uygulamaları ve teknolojinin bilumum nimeti gün geçtikçe artmaktadır ve yarışçı bunlardan da yararlanır elbette.
Gezgin ise şöyle bir bakar ve “Tamam tramola edelim artık” der. Hızlı mı olmuş, yavaş mı olmuş, önemli değildir onun için. Tekne dursa bile ne olacak ki, “rüzgârı alır gideriz birazdan” der, konu kapanır. Tramola etmek için yazılım mı? “Öyle bir şey mi var?

DENİZCİLERİN KÜTÜPHANELERİ
Yarışçının evindeki kütüphanesinde (çünkü kitaplar teknede ağırlık yapar) ekip yönetimi, arma ayarları, yarışçıların anıları, tekne ve yelken malzemeleri, odaklanma çalışmaları, grafik dolu tekne katalogları, karbon hakkında genel bilgiler vb. konularda kitaplar vardır bolca. Yarışçı, “daha iyi” olabilmek için bunları okur. İnternette böyle konuları takip eder.
Gezginin teknedeki ve varsa evindeki kütüphanesinde ise kılavuz kitaplar, yemek tarifleri, kokteyl hazırlama yöntemleri, gezgin anıları, illa ki Pupa Yelken ve Uzaklar ile benzeri kitaplar vardır. Gezgin bunları okur, internetten böylesi konuları takip eder ki keyfine keyif katsın.

GİYİM KUŞAM
Yarışçı, soğuk havalarda üşümemeye çalışmakla yetinmez. Rahat hareket edebilmelidir. Çok hareket ettiği için terlememeli, terlese de kıyafeti bunu tolere edip vücudunu ılık ve havadar tutmalıdır. Ayağı hiçbir şekilde kaymamalıdır, ayakkabısı su tutmamalıdır, hafif olmalıdır. Yarış kurallarında çoğunlukla mecburi olduğu için üzerinde can yeleği de vardır.
Gezgin ise soğukta üşümemekten mutludur. Çok hareket etmediği için, hareket özgürlüğünü en çok veren kıyafetlere gereksinim duymaz. Hatta bazen kıyafet üstüne kıyafet giyer. Evet onun ayakkabısı da kesinlikle kaymamalıdır ama hafifliği çok önemli değildir. Çünkü soğuk havada denize çıksa da, havuzluktan dışarı fazla çıkmaya zaten fazla hevesi yoktur. Çünkü gezerken etrafını izleyecek, keyfine bakacaktır. Can yeleği mi dediniz? “Takarız canım, ne acelesi var?

İÇECEK FASLI VE SONUÇ
Yarışçı, yanında en fazla su bulundurur. Belki de enerji içeceği. Susamayı beklemez, arada iki yudum içer bırakır. Amacı, kaybettiği suyu düzenli olarak vücuduna geri vermektir. Gezgin ise yanında su vardır da, suyun yanında da… Neyse burada söylemeye gerek yok, herkes biliyor zaten.
Daha pek çok fark var belki. Ama mantalite farkının ortaya konduğunu düşünüyorum. Ama bir gerçek var ki, gezginler, hem kullandıkları teknolojilerde, hem de yelkencilik/denizcilik tekniklerinde yarışçılara çok şey borçlu. Yarışçılar da, bu işi çevrelerindekilere, denizden o vakte kadar uzak kalmışlara sevdirdikleri, yeni denizciler kazanılmasına vesile oldukları için gezginlere borçlular. Durum berabere gibi görünüyor. Ve inanın bize has değil bu durum. Bütün dünyada böyle. Artık ne ise, ister yarışçı, ister gezgin olun, her daim selametle ve bol keyifle seyirler yapın.


 (Yelken Dünyası, Mart 2017)

Yorumlar

M Cem GÜR dedi ki…
Cem Gür
Cem Gür SAKİN SEYİR MANİFESTOSU
1- Önemli olan tekne değildir. Önemli olan senin teknen ve denizle kurduğun ilişkidir. Boyunun, bedelinin veya donanımının, kürekli bir sandal veya büyük bir yat olmasının da hiç önemi yok. Önemli olan onu diğer bütün sahip olduğun nesneler gibi görmeyip, sana zevk veren, unutulmaz deneyimler yaşatan, denizi tanıtan ve en önemlisi seni sana tanıtan bir yol arkadaşı olarak gör.

2- Limanda bağlı olsa bile içinde zaman geçir. Yaşam alanının bir parçası olsun. Teknen üzerinde çalış, tamir et ki teknen de ortaya koyduğun eserlerden biri olsun. Bu, sen ve teknen arasında daha sağlam bağlar kurulmasını sağlar.

3- Denize çıktığında aceleci olma. Uzun bir yolculuk yapacakmışsın gibi dönüş saatini düşünmeden yola çık. Kol saatini unut ve güneşin seni yönlendirmesine izin ver. Denklemden hız ve zamanı çıkartırsan geriye uzay kalır: Deniz.

4- Sabit rotasız ve hedefsiz yola çık. Basitçe yelken yap. Kendini rüzgâr ve denizin seni yönlendirmesine izin ver. Ne kat ettiğin ne de önünde kalan milleri düşün. Hiçbir yere gitme. Sadece denizde ol ve anın zevkini çıkart.

5- Elektronikleri unutup eski usul seyir yap. Aletlere bağlı kalmamayı öğren. Ne kadar zamandır rasat yapmadın? Seyirde yerini saptayıp kâğıt bir harita üzerine işle. Anemometreyi unut. Rüzgârı yüzünde ve ensende hisset. Seyir sanatını öğren: Gerçek denizcileri tanımlayan budur.

6- Cep telefonunu, radyoyu, müzik çaları kapat. Seni karaya bağlayan bağlantılardan belli bir zaman için kop. Sessizlik! Denizin mırıltısını, bodoslamada dalgayı, yelkenin pırpırını, rüzgârın nefesini dinle.

7- Yekeye veya dolaba yapışıp kalma. Dümeni bir arkadaşına bırakıp kendini akışa terk et. Ne kadar zamandır teknenin güvertesine şöyle rahatça uzanmadın veya bodoslamada oturup bacaklarını iki yandan sallandırmadın? Yalnız isen, yelkenleri trimle, dümeni bağla ve bırak böyle gitsin tekne. Ekibine ve teknene güven.

8- Bir seyir defterin olsun. Çıkışlarını ve hissettiğin duygularını yaz. Böylece her denizde oluşunun duygularını saklayacak ve ileride hatırlayacaksın. Bu duygularını mesela bir blogda başkaları ile de paylaş.

9- Eğer yarışmaktan hoşlanıyorsan asla ödülü düşünerek yarışma. Yarışa, denizi, tekneni ve kendini rekabet içinde tanımayı öğrenmek için gir.

10- Tekneni terk etme, o bunu asla yapmaz.

11- Her gün denizi bir an için de olsa seyret ve enerjisini içine sindir. Gittiğin her yere onu da götür.


M.Cem GÜR
International Slow Sailing Manifeste/ Katalunya -Barcelona
🙂

Bu blogdaki popüler yayınlar

ÇAPA - ÇIPA - ÇİPO - DEMİR

PÎRÎ REİS NEDEN ÖLDÜRÜLDÜ?

DALGA YÜKSEKLİĞİNİ DOĞRU TAHMİN ETMEK