FUNDA DEMİRDE ŞANS UNSURU

Ben hiç tornistan yapmıyorum. Hiç gerek yok” diyenlerin sadece şanslarının yaver gittiğini söylemek yanlış olmaz. Şansımız her zaman yaver gitmeyebilir. Asırlardır denenmiş ve milyarlarca testten geçmiş yöntemleri çöpe atmak, pek akıllıca bir şey değil denizcilikte.

            Son zamanlarda demir atmakla ilgili bazı tartışmalara tanık oldum. Bunlar aslında yeni değil ancak bilgi sağlam olarak oturmadığında bazı hatalı fikirler kulaktan kulağa yayılabiliyor. Klasik demir atma yönteminde, teknenin hafif bir tornistanla beslenmesi, pupaya doğru hareketin motor gücü ile olmasa da rüzgâr ile sağlanmasının demirin tutmasına yardım ettiği bilinir ve asırlardır uygulanır. Gelişen teknoloji ile giderek iyileşen çapalar, son zamanlarda “tornistana hiç gerek yok” diyen bir grubun ortaya çıkmasını sağladı. Denk geldiğimde herkese aynı şeyi söylüyorum: “Şansınız yaver gitmiştir.

ŞANSLI COĞRAFYANIN DENİZCİLERİYİZ
            Her ne kadar son yıllarda iklimsel bazı değişikliklere tanık oluyorsak da, şanslı, hem de çok şanslı bir coğrafyada yaşıyoruz. Tropik fırtınalar, binaları yerinden söken kasırgalar, çok güçlü musonlar, Java Denizi’ni göğe yükselten tayfunlar bizim coğrafyamızda yok. Okyanus kıyısındaki denizcilerin hayatını zorlaştıran, sürekli matematikle haşır neşir olmalarını sağlayan (belki de bu iyi bir şeydir) ve kim bilir zaman zaman eğlenceli hale de gelebilen gelgitler de yok bizim buralarda. Elbette fırtınamız var, güçlü rüzgârlarımız ve çok sert olabilen denizlerimiz var ama bizde bir “Kusursuz Fırtına” yaşanması pek olası değil. Bu sayede, sakin bir koyda çok iyi olmayan bir şekilde demir atmak sonucu başımıza bir şey gelmemiş olması, işi doğru yaptığımız anlamına gelmiyor. Şansımızın yaver gitmesi, denizin ve havanın sakin kalması bizim becerimiz değil. Ama işte şartların böyle iyi olması, “Kaç kere yaptım hocam, hiç gerek yok tornistana” dedirtebiliyor insana. Tıpkı alkollü şekilde direksiyona geçip, “Araba yolu biliyor nasıl olsa” demeye benziyor bu. Yok öyle bir şey. (Gelişen teknoloji ile yolu sahiden bilen arabalar da yavaştan hayatımıza giriyor gerçi ama ne demek istediğim malum sanırım.)

ZİNCİRİN DÜZGÜN SERİLMESİ GEREK
            İleri yolda demiri bırakıp teknenin, çapa ve zincirin ağırlığıyla dönmesini yeterli görmek doğru bir davranış değil. Evet tekne döner elbette, dünyanın ağırlığı onu aşağı çekiyor. Ancak akıttığımız zincir de o sırada ne kadar düz bir hat oluşturdu? Hat oluşturmak yerine yamuk yumuk bir grup, hatta daha kötüsü birikmiş bir öbeğe mi sahip? Zincire ciddi bir gerilim vermeden bundan emin oymanın yolu yok. Ciddi gerilimden kasıt gazı köklemek değil elbette. Onu hareket ettirecek kadar gerilimden söz ediyorum.
            Dip yapısı da burada çok önemli. Kayalık, eriştelik yerlerin daha zor olduğunu hepimiz biliriz. Sakin bir havada tekneyi ağırlığıyla durduran çapa ve zincir, üzerine hava bindirdiğinde o dip yapısı üzerinde paten yapmaya başlarsa ne olacak? Ağırlık, sakin havada iş görse de, patlayan bir havada ne kadar iş görecek? “Ama bu birkaç saat önce tutuyordu, demek dipten kurtuldu!” diye çapayı suçlamak, pek vicdanlı bir tutum değil zira hatayı biz yaptık, çapa değil. Zaten çapa hata yapmaz! İşimizi iyi yapmadık, gerekli kontrolleri gerçekleştirmedik ve hava bindirince olanlar oldu, taradık!

TORNİSTAN MARİFETİ
            Peki gereken ne? Elbette biraz tornistan marifeti. Bunlar önerimdir, dileyen yapar, dilemeyen yapmaz tabii. Ama demir atıp huzurla uyumak isteyenin bu öneriye uymasını şiddetle öneririm.
            Ne kadar pahalı, ne kadar sihirli bir çapamız olursa olsun, şunu unutmayalım ki demir kendi kendine tutan, işini kendi kendine beceren bir donanım değil. Yardım etmemiz gerekir. Yani bizim kendimize yetmemiz gerekir. Bunu sağlamak güç değil.

YÖNTEMİ GÖZDEN GEÇİRELİM
Bir kere zincirin dipte birikmemesini sağlayacağız. Bunun için belirli bir hareket gerekir. Zincirin hat oluşturması gerekiyor çünkü. İleri yolda funda etmeye çok hevesliysek bile zincirin hat oluşturması için bu yetmez. Tekneyi rüzgâra döndürmek, yelkenle funda ediyorsak teknenin rüzgârla, yok motor ile yapıyorsak manevramızı, o zaman motor gücüyle teknenin geriye doğru akmasını sağlamamız gereke. Aksi halde zincirimiz hat oluşturmaz. Şansı yaver gidip hattını oluşturabilmiş olanlar istisnadır. Bazen her şeyin rastlantısal olarak kendiliğinden gerçekleştiğine hepimiz tanık oluruz. Ama böyle bir demir atmaya güvenmek, ancak cahil cesareti ile açıklanabilir.
Demiri atıyoruz, biraz tornistan vererek teknenin kaloma ile birlikte akmasını sağlıyoruz. Yeterli kaloma verildikten sonra motoru bir süre boşa alıyoruz ve hareketin durmasını bekliyoruz. Ondan sonra biraz daha tornistan vererek, demirin tırnaklarının zemine gömülmesini, zincirin hat oluşturmasını, gerilerek çapaya asılmasını sağlıyoruz.

KERTERİZ ALMAK ŞART
Demirimizin tutup tutmadığını kontrol etmek için dijital teknoloji imdadımıza yetişse de, her zaman en iyi ve klasik yöntem (asırlardır denendiği için en iyi, ben söylüyorum diye değil), en az iki noktadan kerteriz almaktır. Motorla asılıp kerterizlerimizin değişip değişmediğini kontrol etmek kadar iyi bir yöntem henüz yok. Kerterizlerimiz değişmiyorsa demirimizin tuttuğunu söyleyebiliriz. Yok değişiyorsa, en iyisi manevrayı sil baştan tekrarlamaktır. Kerteriz almak için en büyük yardımcımız elbette teknenin pusulası. Sahildeki bir ağaç, bir burun, bir kayalık vs. arasından seçeceğimiz iki nokta, bizim kontrolümüzü en üst seviyeye taşır. El pusulası veya kerteriz pusulası olanların işi daha da kolay diyebiliriz.

Konuyu uzatmaya hiç gerek yok. Ama, “Ben hiç tornistan falan yapmıyorum abi. Hiç gerek yok. Mis gibi tutuyor” demekte ısrar edenlere de şunu tekrar söyleyeyim: “Şansın yaver gitmiştir dostum. Ve her zaman şanslı olmayabilirsin vesselam.” Selametle…

Yorumlar

Tanju Olcar dedi ki…
% Yüz katılıyorum. En iyi denizci korkan denizcidir. Önce tedbir, sonra tevekkül.
ismail Sandan dedi ki…
Tayfun Reis bu güzel ve yararlı paylaşımınız icin cok teşekkürler.Elinize ve kaleminize sağlık.Selametle
Bodrumlu. dedi ki…
Teknenin kıçını bir ağaca denk getirip bağladıktan sonra demiri olduğu yere bırakan gördüğümden beridir kimseye bir şey öğretmeye çalışmıyorum.-)) Konuyla ilgili bir ayrıntı var , genel de guletler ileri yol da funda demir edip tek makineye göre ağır olan teknesini demir üstün de döndürürler. Admiralti demirlere sahip olan guletler için bu pratik bir manevra şeklidir ve admiralti demirler bu yöntemle daha iyi saplanırlar çamurlu kumlu hatta erişteli satıhlar da. Ama yelkenli ve motoryatların kullandıkları demir tipleri bu tip manevralara asla uygun değildir.
Melih AKGUL dedi ki…
Akıntı vb etkilerle tekne geriye doğru akıyorsa tornistan vurmanıza gerek kalmaz. özellikle dere ağzı gibi şiddetli akıntının olduğu yerde akıntıyı kafaya alarak tornistan çekmeden demir atabilirsiniz. Keza gelgit akıntılarının çok fazla olduğu yada yerel akıntıyla aynı yönde olduğu yerlerde tornistan vurmadan demir atılabilir. Derin suya demir atarken de tornistan istenmeyen sonuçlar doğurabilir.o yüzden temel kural teknenizin hareketini kontrol ederek ve çevresel faktörlerin teknenize olan etkilerine bakarak demirlemek gerekir. bildiğiniz gibi gene dar kanallarda / alanlarda teknenin üzerinde yol varken demirleyıp dümeni alabanda basarak yapılan demirleme manevraları da vardır.

Melih AKGÜL
Tuba Uca dedi ki…
Demirleme esasında daima biz rüzgara kafa veririz !! Demir atar dibi bulunca volta eder bir oturttuktan sonra kalama döşeriz hiç tornistana ihtiyaç olmaz. Ben rüzgarı veya akıntıyı bordadan alırım diyene ise sadece gülerim Tekne rüzgara borda verip sürükleniyorsa demir tutmamış demektir .....

Bu blogdaki popüler yayınlar

ÇAPA - ÇIPA - ÇİPO - DEMİR

PÎRÎ REİS NEDEN ÖLDÜRÜLDÜ?

DALGA YÜKSEKLİĞİNİ DOĞRU TAHMİN ETMEK