DALGA YÜKSEKLİĞİNİ DOĞRU TAHMİN ETMEK

Denizler irileştikçe ufuk algımız değişir. Yetmezmiş gibi korku ve heyecan faktörü de buna eklenince, 1,5-2 metrelik dalgaları 4-5 metre algılamamız kolaydır. Sohbet ederken bunun bir ziyanı yok ama işin doğrusunu da bilmek gerek.

            İri dalgalar arasında seyrederken her şey bize biraz farklı gelir. Algımız değişir. Algımızın değişmesi, ufkun sürekli yer değiştirmesinden kaynaklanır. Bildiğimiz gibi ufuk algısı çok önemlidir, bu algı yittiğinde vücut şaşar ve mide bulantısı başlar. Bu dengeyi tutturamayan bedenlerde “deniz tutması” adı verilen şey olur. Çoğu insan, çalkantılı denizlerde mide bulantısı yaşar. Ama sürekli inip kalkan bir tekne, her mideyi olmasa da, çoğu algıyı biraz bozar.

NE DEMEK ALGI BOZULMASI?
            Algının bozulması ne demek? Gördüğümüzü sağlıklı şekilde değerlendirememek demek. Bereket versin kalıcı değildir ve çoğunlukla sadece denizi ve havayı tanımlarken gerçekten şaşma şeklinde kendisini belli eder. Gerçekten nasıl şaşarız? Abartarak! Çoğu insanın düştüğü bir hatadır ve kimseyi suçlayamayız. Bir metrelik bir dalgayı üç metre diye, 25 mil havayı 60 mil diye anlatmaktan söz ediyorum. Gelin buna hep birlikte bir isim takalım: “Abartan Fırtına Algısı.” Nasıl? Bence çok uygun. Fırtınada şaşıp abartma hastalığı da diyebiliriz ama uzun olur. Kötü olan, Abartan Fırtına Algısı(AFA) üzerine bir de kahramanlık destanı yazma isteği eklenince meydana çıkan profil.

BİRAZ PALAVRADAN ZARAR GELMEZ
Abi bi patladı hava, 5 metrelik dalgalar karşıdan geliyor, direk uğulduyor, sanırsın kırıldı kırılacak… Hava en az yetmiş esiyor. Tekne her dalgayla şahlanıp kalkıyor, sonra uçuruma düşüp korkunç seslerle çatırdıyor. Dedim bugün ölmezsek, bir daha ölmeyiz…Geçmiş olsun reis, nerede oldu bu? Edremit Körfezi’nde! –Hadi canım!?
            Buna benzer öyküler zaman zaman duyarız. Edremit Körfezi’nde beş metrelik dalganın hangi olağanüstü koşullarda nasıl oluştuğunu, 70 millik rüzgârın nereden geldiğini sorgulamaz, anlatanın keyfini bozmadan dinlemeyi sürdürür, onunla şaşırır, heyecanlanırız. Yani, biraz denizci palavrasından kime zarar gelmiştir ki? Kaçan balık gibi çok büyüktür atlatılan fırtına zira, işin doğası gereği keyifle dinler, ses etmeyiz.

TSUNAMİ OLMADIĞI SÜRECE…
            Ancak öyle bir rüzgârın hangi coğrafyada nasıl bir deniz yaratacağı, biraz ciddi ve bilimsel bir konudur. Yani, tsunami olmadığı sürece (evlerden ırak), bulunduğumuz denizin görebileceği dalga yüksekliğinin bir hududu vardır. Hawaii’deki gibi apartman boyundaki sörf dalgalarını bizde bulamayız, çünkü deniz buna müsait değildir. Gelin dalga geçmeyi bırakalım da dalganın hangi koşullarda ne kadar büyüyeceğine bakalım.

FEÇ NEDİR?
            Her şeyden önce feç terimini iyi bilmemiz gerekir. Feç, rüzgârın, herhangi bir büyük topografik engele (dağ, tepe, burun vs.) çarpmadan kesintisiz esebildiği mesafeye denir. Mesela Marmara’da poyraz eserken, Marmara Denizi’ni kuzeydoğu-güneybatı hattında tarar değil mi? Rüzgâr coştuğunda da ilk iptal edilen deniz seferi genellikle İstanbul-Bandırma hattıdır. Çünkü İstanbul-Bandırma, tam poyraz hattıdır ve burada 50 millik bir feç vardır. Yani, rüzgârı bir top gibi düşünecek olursak, İstanbul’da rüzgârın önüne kattığımız top, hiçbir engele çarpmadan doğrudan Bandırma’ya doğru gider ve alacağı yol yaklaşık olarak 50 mildir. Burada feç 50 mil deriz.

ZAMAN FAKTÖRÜ
            Feçi öğrendik. Şimdi gelelim feçin marifetine. Feç ne kadar uzunsa, kaldıracağı deniz de o kadar yüksek olur. Yani rüzgâr herhangi bir engele çarpmaksızın ne kadar uzun süre eserse, o kadar istikrarlı şekilde deniz kaldırır. Ancak burada bir başka faktör daha vardır: Zaman. Yani rüzgâr belirli bir feçte belirli bir deniz kaldırabilmesi için, belirli bir süre esmesi gerekir. Başka deyişle rüzgâr, esmeye başladığı anda denizi küt diye kaldırmaz. Ve her feçe, her süreye ve her rüzgâr hızına göre oluşabilecek bir dalga yüksekliği vardır. Yani her dalga, her havada ve her zaman oluşmaz, oluşamaz.

GRAFİKLE DAHA KOLAY
            Buraya, daha sonra Doğan Çelen ve Ali Gündüz tarafından Türkçe’ye çevrilerek ADF yayınları arasından Pratik Teknecilik Ansiklopedisi adıyla yayımlanan John Vigor’un The Practical Encyclopedia of Boating kitabından devşirdiğim bir grafiği almak istiyorum.



BAZI ÖRNEKLERLE AÇIKLAYALIM
            Bu grafik neyi nasıl anlatıyor, bakalım. Mesela 20 mille esen bir rüzgâr, sınırsız süre ve sınırsız feç boyunca eserek, en fazla 2,4 metre yüksekliğinde bir dalga oluşturur. Fakat buradaki sınırsız sözcüğüne dikkat çekmek isterim. Sınırsız feç, dünyada bir tek Güney Okyanusu’nda var. Oradaki dalgaları da zaten okyanus yarışlarından okuyoruz. Kaldı ki bu dalga yükseklikleri de teorik.
Bir başka örneği son sütundan verelim çünkü dediğimiz gibi dünyada zaten sınırsız feç pek yok, hele bizim ülkemizde hiç yok ama sınırsız süre her zaman var. İnsan için olmasa da doğa için süre her zaman sınırsızdır zaten. (Ama rüzgâr sınırsız süre esmez, mutlaka zayıflar ve biter.) Grafik diyor ki, örneğin 5 boforla yani 20 yaklaşık mille esen rüzgârın yaratacağı dalganın teorik maksimum yüksekliği neydi: 2,4 metre. Bu yüksekliğin yüzde 50’sine, yani 1,2 metreye ulaşabilmesi için rüzgârın 10 mil boyunca esmesi (fecin 10 mil olması) gerekiyor. Yüzde 75’ine ulaşabilmesi, 20 mil (knot) rüzgârla yani 1,8 metre yüksekliğinde dalga oluşabilmesi için rüzgârın 30 mil boyunca esmesi gerekiyor. Yine aynı rüzgârda maksimum dalga yüksekliği olan 2,4 metrenin yüzde 90’ı yüksekliğinde (2,16 m.) bir dalga oluşabilmesi için o rüzgârın 60 mil boyunca esebilmesi gerekiyor. Ama aynı dalga yüksekliği için bu rüzgârın sınırsız feçte 12 saat esmesi gerektiğini de düşünmek gerek.

PEKİ NEDEN YANLIŞ ALGILIYORUZ?

            En başta da anlatmaya çalıştığım gibi, konu, ufku sağlıklı görememekten kaynaklanıyor. Ufuk algısı, yani referans olarak alacağımız düzlem, sağlıklı algılanamayınca da, dalga tepesi-dalga çukuru arasındaki mesafeyi kendimize göre görüyoruz.
Şöyle anlatmaya çalışayım: Tekne dalgaya çıkarken pruvası yukarı yani göğe doğru bakar. Bizim düzlemimiz de bu şekilde açı kazanmış olur. Normalde “aşağı” kavramı, mesela evde duruyorken, bizim için 90 derece aşağıdadır. Fakat teknenin pruvası belirli bir açı ile yukarı doğru kalktığında, bizim için “aşağı” kavramı da açı kazanır. Bu şekilde biz 90 derece aşağıya değil, o an teknenin ve göz düzlemimizin kazanmış olduğu açıyla belirli bir eğime bakmaktayızdır. Grafikle bakalım:

           



            Gördüğümüz gibi tekne açı kazandıkça gözümüz doğanın hilelerine kanıp farklı mesafeler ölçüyor. Bu nedenle gerçekte 2 metre olan bir dalgayı 3 görebiliyor, bunun üzerine biraz da korku, heyecan ve kahramanlık faktörünü de ilave ettiğimizde dalga durup dururken 4, hatta 5 metreye çıkabiliyor. Üstelik dalganın bütün bunlardan hiç haberi olmuyor.
            Bir de çırpıntılı denizleri, körfez içlerini, burun faktörünü ekleyelim bu dalga yüksekliğine. Bazen dalgalar üst üste binebiliyorlar ve yükselebiliyorlar. Ancak bu tüm deniz sathında olabilecek bir şey değil. Rezonans diyebileceğimiz bu dalga üst üste binmesi hadisesinin bütün denizde parmak izi gibi her alanda birebir gerçekleşmesi/eşleşmesi mümkün değil. Bu yüzden, bir tane çok iri dalga görünce, bunu bütün denizde ve bütün seyir boyunca o dalga yüksekliğine sahip denizler arasında dolaşıyormuşuz gibi anlatmamız da sadece heyecanın etkisi olarak düşünülebilir.

VERİLERLE SABİT KILINMIŞ BİLGİ
Zaten Seyir, Hidrografi ve Oşinografi Dairesi Başkanlığı’nın hazırladığı “Rüzgâr – Deniz – Ölüdeniz ve Dalga Atlası”, hangi denizlerimizde ne kadar dalga yüksekliği ölçüldüğünü açıkça gösteriyor. Yazıyı kalabalıklaştırmamak için o grafikleri ve bilgileri buraya aktarmıyorum ama gerek de yok. İnanın bana, o heyecanlı öykülerde anlatılan dalga yükseklikleri ülkemizde pek yok. Çünkü denizlerimiz kapalı. Marmara’da ve Ege’de seyir yaparken rüzgârın kesintisiz bir feçe sahip olmadığını biliyoruz. Körfezler, burunlar, dağlar, adalar, yarımadalar rüzgârı kesiyor. Evet bazen hız kazandırdığı da oluyor topografyanın ama bunlar lokal etkiler ve hava akışının sürekliliğini sekteye uğrattıkları için, teorik maksimum dalga yüksekliğine ulaşmasına da engel oluyor.
Demem o ki, evet biraz palavradan kimseye zarar gelmez. Ama korku ve heyecanın etkisi, ufuk düzlemine yaptığımız açı ile birleşince 1,5-2 metrelik dalgaları 4-5 metre olarak algılamak hiç de olmayacak bir şey değil. Biz öykülerimizi anlatalım ve anlatanları da keyifle dinleyelim ama öbür yandan işin aslının ne olduğunu da bilelim değil mi? Tüm denizcilere selamet dilerim.

(Yelken Dünyası Ağustos 2017'de yayımlanmıştır)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ÇAPA - ÇIPA - ÇİPO - DEMİR

PÎRÎ REİS NEDEN ÖLDÜRÜLDÜ?