YELKENLİ TEKNE VE MOTORYAT, ÇAKARLA DOLAŞMAZ

Çakar fener gösteren yelkenli tekne ve motoryat sayısı hızla artıyor. Bu saçma uygulama nereden ve nasıl çıktı bilmiyorum. Bildiğim, tamamen kurallara aykırı olduğu. O nedenle denizci dostlar, siz siz olun, yapmayın, yaptırmayın.

            En temel kuralları bile dönüp dönüp konuşuyor olmak çok tatsız ama ne yazık ki zorunlu. Son zamanlarda bir moda denemeyecek anlamsız uygulama, aldı başını gidiyor; bazı tekneler, hava karardıktan sonra, yani fener yakma zamanı geldiğinde, akıl almayacak şekilde çakarlı güçlü bir fener yakıyorlar. Yanıp sönen flaş ışığı gibi fenerlerin, kendilerini görünür kıldığını, böylelikle daha güvende olduklarını düşünüyor olmalılar.
            Hemen söyleyeyim: Bu tuhaflık açıkça kurallara aykırıdır. Böyle bir uygulama yok ve üstelik Uluslararası Denizde Çatışmayı Önleme Tüzüğü, çakar feneri hangi teknenin kullanacağını da açıkça belirtir: Bunlar hava yastıklı tekneler ve deniz uçaklarından başkası değildir. Keza deniz otobüsleri ve hızlı feribotlar da bu kapsamda değerlendirilir (Kural 23).

ARABESKE YENİK DÜŞMEK
            Nasıl ki, “Ben yeşil sevmiyorum, bundan sonra sancak tarafımda mor ışık yakacağım” demek gibi bir hakkımız yoksa; nasıl ki “Ben bu sefer karşıdan gelen tekneye yol vermek için sancağa değil iskeleye dönmek istiyorum” diyemezsek; nasıl ki, kanal 16’dan müzik yayını yapmamız mümkün değilse, teknenin herhangi bir yerinde kafamıza göre kurallarda olmayan “ışıklı şey” yakmak gibi bir lüksümüz de hiç yok. Nereden çıkıyor bu, nasıl yayılıyor, yayılırken kimse durup, “Bu saçmalık da nereden çıktı? Yok ki böyle bir deformasyon hakkımız” demeden mi kopyalıyor, anlamak çok güç.
            Arabesk, 80’li yıllarda yoksul kitlelerin çaresizliğini ve zararsız isyanını dile getiren bir müzik türü olarak çıktı ortaya ancak bunun sadece bir müzik türü olmadığını, bir yaşam biçimi olduğunu, yoksullukla ilgili olmadığını, en azından yoksullarla sınırlı olmadığını, en varlıklısından en yoksuluna, en okumuşundan en cahiline çok geniş kitleleri etkisi altına alabildiğini artık biliyoruz. Deniz gibi, yelken gibi insanın ruhunu eğiten unsurların neden bu arabeskliği yenemediği üzerine sanırım ciddi araştırmalar yapmak gerekiyor.

FENERLERİMİZ BELLİDİR, DEĞİŞTİRİLEMEZ
            Teknemizin gövdesi denizle buluştuğu andan itibaren hepimiz, Uluslararası Denizde Çatışmayı Önleme Tüzüğü’ne tabi hareket etmeye başlarız. Hangi tekne diğerlerine nasıl yol verir. Ses ve ışık işaretleri, fenerleri taşıma düzeni, fenerlerin teknik nitelikleri ve daha başka önemli konular, denizin kurallarıdır. Karada arabamızla giderken, “Ben bundan sonra kırmızıda durmak istemiyorum, yeşilde duracağım, kırmızıda geçeceğim” diyemeyiz. Çünkü kurallar vardır, bellidir. Denizde de kurallar vardır, onlar da bellidir. Denizin rahat ve huzur verici bir ortam olması, kuralları yok saymamızı gerektirmez, yok saymayı mazur kılmaz.
            Fenerlerimizin rengi de görünüşü de hangi mesafeye kadar görülecekleri de bellidir. Sancakta yeşil, iskelede kırmızı, kıçta, pupadan görünecek şekilde beyaz fener yakarız. Demirdeyken ufkun her tarafından görülen beyaz fener gösteririz. Üstelik bu fener direk tepesinde değil teknenin baş tarafına yakın bir yerinde çevreden bakanların gözleri hizasında bir yükseklikte bulunur, aksi halde gökteki yıldızlarla karıştırılması kolaylıkla mümkündür. Demir feneri kesinlikle beyaz olur. Mavi, sarı, turuncu, mor veya çakar vs. olmaz. Tüzük Kural 30’da da belirtildiği gibi, demir fenerinin baş tarafta olması doğrudur. Demir feneri, yaklaşan tekneyi kullanan kişiye der ki: “Arkadaşım, ben demirliyim ve deniz ve rüzgâr koşulları nedeniyle demirimin çevresinde dönebilirim, dikkatli ol, bana çok yaklaşma hele de demirleyeceksen kendi dönme çapını da düşünerek benden uzağa demirle, yoksa birbirimizle çatışırız.” Direk tepesinde yer alan beyaz fenerin, karanlık bir koyda yıldız gibi görünüp, koya yeni girmekte olan başka bir tekneyi yanıltabileceğini daha önce yazmıştım. (Yelken Dünyası, Temmuz 2014 sayısı)

BİZE YAKIŞMIYOR
            Sanki ortada hiç kural yokmuş gibi, sanki birisi bize, “Yakın birşeyler de ne olursa olsun” demiş gibi, bu demir fenerlerinin, silyonların rengi bile değişmeye başladı. Fakat yelkenli tekneler ve motoryatlar için kırmızı, yeşil ve beyazdan başka fener rengi yoktur. Ayrıca bu fenerlerin hiçbirisi yanıp sönmez. Hepsi sabit olarak yanar.
Bu yeni “akım”  nereden, nasıl başladı bilmiyorum. Ama yanlışların doğrulardan çok daha hızlı yayıldığı kesin. Kendi topluluğumuzun kurallarını bozuyor, onun ciddiyet ve niteliklerine kendi kendimize zarar veriyoruz. Usturmaçaları sallaya sallaya gezmek -bu tür tekneler için de artık “usturyat” tanımı kullanılıyor, yani alay ediliyor, abuk sabuk fenerler yakmak, koylarda gürültü etmek, denize çöp atmak, karaya açıkta çöp bırakmak, bayrakları ve flamaları olması gerekenden çok başka ve komik şekillerde toka etmek, yelkenli tekneye havalı ve melodili “korna” takmak ve üstelik bunu bir de limanda arkadaşlara selam vermek için kullanmak, teknede can yeleğinin yerini bile unutmak, kâğıt haritasız yola çıkmak ve daha nice yanlış, böyle bir topluluğa, asırların geleneğine yakışıyor mu?

DİKKAT ÇEKME KURALI
            Bu çakar fener, açıkça “dikkat çekmek” amacını taşıyor. Başka bir anlamı olamaz. Eğer başka bir teknenin dikkatini çekme ihtiyacı varsa, ortada bir tehlike var demektir. Tehlikeli bir durumda dikkat çekmeyi Tüzük yine net olarak açıklıyor. Ancak bu durumda bile bu çakar ve benzeri ışıkların kullanımını doğru bulmuyor.
İşte Kural 36: “Gerekli olduğu takdirde herhangi bir tekne bu Kurallarda verilmesi istenen işaretlerle karıştırılmamak üzere, diğer bir teknenin dikkatini çekmek için ışık ve ses işaretleri verebilir veya herhangi bir tekneyi güç duruma düşürmemek üzere projektörünü tehlike yönüne doğru çevirebilir. Diğer bir geminin dikkatini çekmek için kullanılan herhangi bir ışık, herhangi bir seyire yardımcının yanlış anlaşılmasına neden olmayacaktır. Bu kuralın amacına uygun olarak yüksek şiddette fasılalı ya da döner ışıkların kullanılmasından kaçınılacaktır.

KİMİN DİKKATİNİ NEDEN ÇEKİYORUZ?
Görüldüğü gibi yüksek şiddette fasılalı ya da döner ışık kullanmamız istenmiyor. Kaldı ki, geceleyin güzelim bir koyda veya koylar arasında hangi tehlikeden, kimi uyarmaktan, nasıl bir dikkat çekmekten söz edebiliriz?
Bu Kurallardaki diğer işaretlerle karıştırılmaması gerekir” diyor Kural. Tüzük açıkça çakar fenerin yüksek hızlı tekneler tarafından kullanılacağını belirtmiş zaten. Karanlığın ortasında çatışma rotasında çakar fener gören bir başka yelkenli, “Aman, yüksek hızlı bir tekne geliyor, kaçayım” derken panikle ya kayalara vs. bindirirse? Buna sebep olmayı kimsenin isteyeceğini sanmıyorum ama bu senaryoya “olmaz” diyebilir miyiz?
Neresinden tutulsa elde kalan bir tuhaflık bu.

TÜZÜK HER TEKNEDE VAR AMA…
Deniz, görgüsüzlüklerin değil, görgü ve bilginin yayılması gereken yerdir sevgili dostlar, denizcilik çok çok ciddi bir iştir. Bir farklı uygulama gördüğümüzde, “Aa ne güzel, ben de yapayım bundan” diye olaya balıklama atlamadan önce, “Bu doğru mu, uygun mu, kurallara uyuyor mu?” diye kısa bir araştırma yapmak daha mantıklı değil mi? Üstelik bu örnek üzerinden gidersek, tekneye, kurallara tamamen aykırı bir fener takmadan önce bakabileceğimiz en biricik kaynak olan Uluslararası Denizde Çatışmayı Önleme Tüzüğü, her teknede bulunması “zorunlu” bir unsur. Yani teorik olarak her teknede bir adet bu Tüzük bulunuyor. Nasıl olur da direk tepesine disko ışığı takmadan önce insan açıp bu Tüzük’e bakmaz, anlayamıyorum.
Sadece denizcilik ve onun çok eski geleneği değil, güzel olan her şey erozyona uğramakta. Amatör denizci tkopluluğu bu geleneğe ve niteliklere sahip çıkmazsa başkası mı çıkacak sanıyoruz? Yoksa yavaş yavaş bu topluluk da içi boşaltılarak nitelik ve nicelik kaybıyla çöle dönecek? Buna seyirci mi kalacağız?

ÇİFTE SAYGISIZLIK
Kuralları bir tarafa bırakalım, peki. Diyelim ki, özgür ortamda tekne sahibi direk tepesine çakar koymuş, tamam. İyi ama, ben koya huzur bulmaya, gökyüzünü seyretmeye, gökyüzünde yıldızlara tek tek içimden türkü söylemeye gidiyorum. Tam da baktığım yerde çakan bir fenerle beni rahatsız etmeye kimin hakkı var? Manzarayı bozmaya, araya disko efekti sıkıştırmaya kimin nasıl hakkı olabilir?
Yani tam bir çifte saygısızlık söz konusu. Hem kuralı kafaya göre değiştirme saygısızlığı, hem de başka insanlara saygısızlık. Ve bu, siz de takdir edersiniz, bize yakışan bir şey değil. Lafa gelince denizci şöyledir, denizci böyledir diye bol keseden atıp tutmak, en büyük huyumuz. İyi ama uygulamada nasıl olacak? Bunları yapanlar, yapanları görmezden gelenler, amatör denizci topluluğunun bir parçası değil mi? Onlar aslında kanarya sevenler topluluğundan mı? Kanarya dedim, aklıma geldi. Evinde kuş besleyen birçok insan var değil mi? Onlar, “Ben artık kanaryama kuş yemi vermeyeceğim, onun yerine kuşuma kedi maması yedireceğim” diyebilir mi? Her şeyin bir normali, bir oluru yok mu? Biz, yani içinde fiziği, matematiği, oşinografiyi, kartografiyi, botaniği, zoolojiyi, biyolojiyi, teknolojiyi, gastronomiyi, sanatı, müziği ve daha nice bilgi ve beceriyi barındırması gereken topluluğun mensupları, nasıl olur da, “Kuralları boş ver, düz fener de neymiş, koyarım çakarımı, keyfime bakarım” diyebiliyoruz? Düzelmeye kendimizden başlamazsak, başka mecralarla ilgili beklenti hakkımız olabilir mi sizce?

Bereket versin, henüz kırmızı ile yeşilin rengini değiştiren görmedim, duymadım. Ama bunun bile ne kadar süreceğinden emin değilim! (Yelken Dünyası - Eylül 2017)

Yorumlar

Tuba Uca dedi ki…
Ben 25 Knoth üzerinde seyir eden tekneler takar diye biliyorum (Deniz otobüsleri gibi ) Sadece yatlar değil bütün ağ atan balıkçı kayıkları maalesef kullanıyor çakarlar ı dikkat çekmek için
Tuba Uca

Bu blogdaki popüler yayınlar

ÇAPA - ÇIPA - ÇİPO - DEMİR

DİVÂNÜ LUGÂTİ’T TÜRK’TE DENİZCİLİK TERİMLERİ TARAMASI