ÇAPA - ÇIPA - ÇİPO - DEMİR

Arada sırada gördüğüm bir tartışma, bu yazıyı kaleme almak ihtiyacı ortaya çıkardı. “Çapa mı deriz, çıpa mı deriz, hiçbirini demez miyiz?” diye uzayıp giden ve kesin bir yere bağlanamayan bu tartışma, umarım artık sona erer.

Son zamanlarda çeşitli platformlarda rastladığım, zaman zaman alevlenen bir tartışma var: “Çapa mı denir, çıpa mı denir?” Açık ki herkes her kaynağa ulaşamıyor ve soru, soranlar açısından takdire şayan. Öğrenmek isteği her zaman hepimizin başının tacıdır. Özellikle, bir şeyi merak edip doğrusunu öğrenmek isteyen insan sayısının giderek azaldığını gözlemlediğimiz şu dönemlerde, gerçekten yanıt vermeğe değer soruların sorulması, bence çok güzel.
Ancak, soruları ille de yanıtlayacaksak, bunun gerçek bilgi üzerine kurulu argümanlardan oluşması gerektiği de açıktır. Yanıt veya açıklama niyetine, kulaktan dolma lafları sıralamak, herhalde doğru değil.

KULAKTAN DOLMASAK NE GÜZEL OLUR
Sözünü ettiğim platformlarda, “çapa mı denir, çıpa mı?” sorusuna verilen yanıtlar, genelde “Çapa tarladadır, bizimkisine çıpa denir” ana ekseni etrafında dönüp duruyor. Oysa bu lafın ne bir bilimsel dayanağı var, ne de etimolojik çalışmalarla örtüşüyor. Tam tersine, konunun biraz üzerine gidince, tarladaki çapa ile denizdeki çapanın aynı şey olduğunu görüyoruz. Evet, tarladaki çapa da aynı şeydir, denizdeki çapa da.
Nasıl aynı şey? Gelin sözcüğün etimolojisine birlikte bakalım ve sadece sözlerle değil, nesnelerin işlevlerine de göz gezdirerek konuyu daha kavranır hale getirelim. Önce “çapa” sözcüğüne mercek tutalım.
Sizce bu da aynı işi yapmıyor mu? Toprağa gömülmüyor mu?

İLK KAYNAK CİAPPA
Doğrusunu söylemek gerekirse, “çapa” sözcüğü şuradan gelir diye hızlı bir yanıt verme olanağı yok. Konu biraz dolanarak ele alınmak durumunda. Çapa sözcüğünün dilimize girişi için iki temel olasılık var. (Olasılık diyorum, çünkü herhangi birinin kesin kaynak oluşuna dair şu ana kadar ortaya konabilmiş bir şey yok.) Bunlardan ilki, Cenova dilinden gelmiş “ciappa”dır. Fakat anlamı çok farklı. “Geminin kıvrımları” demek. Buradan yol alarak, geminin genişliği, eni anlamına ulaşmış. Sonrasında küpeşte anlamında bile kullanılmış. Ancak sözcüğün Akdeniz’deki yayılım haritasına bakıldığında, ortak anlam olarak “dayanak, tahta, kaplama tahtası, destek kalası” olarak kullanılmış. Portekizcesi chapa, İspanyolcası chapa, Grekçesi “tsapa” (ki anlamı “kıvrım”) ve bizim Türkçemizde çapa. Sözcüğün etimolojisi, Kahane’ler ve Tietze’ye (Lingua Franca) göre halen açıklanmaya muhtaç. (bkz. Lingua Franca in the Levant, ABC Kitabevi, 1988, s. 169, m.197)

İKİNCİ TEMEL KAYNAK ZAPPA
            İkinci olası sözcük, “zappa”. Anlamı tırnak. Yani demirin tırnağı (zappe dell’ancora). Ve evet bunun da Türkçesi “çapa”. İşin tuhaf yanı, İtalyanlar bu sözcüğü “bahçe çapası” olarak kullanmışlar. Ve sıkı durun, aynı sözcük Kuzey Afrika kökenli Arapça’da da var: “schappaap a)”! Fakat günümüz Arapçasında “marsa” sözcüğü kullanılıyor. Ve “marsa”, Kızıldeniz’de yelken basan gezginlerimizin çok iyi bildikleri gibi, “demir yeri, liman” anlamında kullanılmakta. (Tunus’ta La Marsa, Malta’da Il Marsa diye şehirler var ve ortak tarihsel yanları, Fenikeliler tarafından kurulmuş olmaları. İlginç değil mi?)
            Peki Arapçada “şapa” varsa, biz de Arapçadan bolca sözcük almışsak, Osmanlı döneminde bu sözcüğü kullanmış mıyız? Kesinlikle hayır! Biz, Farsça kökenli “lenger” sözcüğünü kullanmışız. Buyurun Pîrî Reis’imizin Kitab-ı Bahriyye’sinden bir alıntı:
            “Ol sebebden Portıkal her giz ana
Varuben lenger komaz ondan yana.
(Bundan dolayı Portekizliler ne zaman oraya varsalar,
o taraftan yana demir atmazlar.)

LENGERENDÂZ OLMAK
             Hemen bu noktada belirtmemiz gereken şu ki, Ferit Devellioğlu, Osmanlıca- Türkçe Ansiklopedik Lûgat’inde, lengeri, “Gemiyi yerinde mıhlamak için denize atılan zincir ve bu zincirin ucundaki çapa” olarak tanımlar. Yani gemi yerinde dursun diye kullandığımız bütün takımın adıdır lenger. Demir atan gemiye de “lengerendâz” denir. Demir atıp yatmak da lengerendâz ile tanımlanır. Barbaros Hayreddin Paşa’dan bir örnekle pekiştirelim:  
            “Hemen on iki pâre tekne donatıp bir mübarek saatte Cezayir’den çıkıp muvafık eyyam ile Telis limanına geldik. Limanda lengerendâz olup yatan dört pâre kâfir kalitesinin mel’unları bizim geldiğimizi duyunca akıllardı başlarından gidip tekneleri bırakarak kaleye kapanmışlar.” (Gazavât-ı Hayreddin Paşa)
Boğaz'da lengerendâz gemiler
            Endâz, Osmanlı Türkçesinde “atıcı” anlamına geliyor. Mesela “tir-endâz” ok atan demek.

LENGERDEN FERROYA
            Lenger-endâz olmak yerine sonradan dilimize yerleşen ve bugün de kullandığımız “funda demir” yaygındır. Demir, tamamen bizim dilimize yaptığımız çeviri. Çapanın çapa olduğunu bilmediğimizden değil, çapa demirden yapıldığı için ona demir demişiz. Ya da öyle demek ihtiyacı hissetmişiz, çünkü sadece biz değil, Akdeniz’in denizci milletleri de ona “demir” demişler. Kendi dillerinde elbette.
            İtalyancası “ferro” ve diğer Latin dillerinde de fero, ferre gibi değişimleri uğramış. İçimizde kimya bilenlerin mutlaka hatırlayacakları gibi, demirin periyodik cetveldeki simgesi “Fe”dir. Latince kökenli tabii. Peki “funda” ne? Türkçemizde “süpürge otu” anlamındaki funda ile bir ilgisi yok elbette. O da Latinceden geliyor. Venedikliler buna “fondo” demişler. Portekizce “fundo”, İspanyolca “fondo”, Fransızca “fond” olan bu sözcüğün anlamı “denizin dibi” demek. Latince “fundus”tan geliyor. Hani bardağı lüzumsuzca dibine kadar içmeye de fondip deriz ya, işte o da bu kökten. Dibini bulmak anlamında. “Ferro fundo” (yani bizim funda demir) “demiri denizin dibine yolla” anlamına gelen komut. Alesta ferro veya alesta ferro fundo dediğimizde de demir atmaya hazır ol demiş oluyoruz.

O DA ÇAPA, BU DA ÇAPA
Antik Helen çapalar
            Demiri bu kadar inceledikten sonra yeniden çapamıza dönelim. Tarladaki ile denizdekini birbirine karıştırmamız ya da birbirlerinden ayrı şeylermiş gibi gösterme çabamız boşuna değil. Çünkü aynı şeyler. İşlevsel olarak neredeyse tamamen aynılar: Zemine tutunmak. Antik dönem çapaları, malumunuz olduğu üzere demirden değil taştan yapılırlardı ve onlara Helenler “ankulos/ankylos” derlerdi. Anchor lafı da oradan gelir. “Kıvrık, kanca, saplamaya yarayan kıvrılmış nesne, saplanan” gibi anlamları vardı. Balık oltasının ucundaki iğneye de aynı adı vermişlerdi. Bakınız önce antik çapaların tipine, sonra da antik dönem tarım aletlerine…  
Taş olanların ortalarındaki deliklere ahşaptan uzun sırıklar geçirildiğini de göz önünde bulundurmanızı rica ederim. Tarım aletleri ise günümüzde kullanılan anlı şanlı çapalara ne kadar da benziyorlar değil mi? Eh benzerler tabii, çünkü aynı şeyler. Ve bu nedenle isimleri de aynı: Çapa!

BİR DE ÇİPOMUZ VAR
Bu konuda çok ısrar edenler var ama kusura bakmasınlar, ne bizim dilimizde ne de başka bir dilde “çıpa” diye bir şey var. Bu lafa en çok benzeyen ve konumuzun tam da göbeğinde olduğu için kafa karışıklıklarına sebep olabilecek sözcük ise “çipo”. Çipo, Admiralty çapaların, zemine yatay düşüp kalmalarına engel olmak için, çapanın kollarına dik olarak, bedenin üst kısmına, anelenin altına konan çubuktur. O da demirdendir ancak geçmişte ahşap olanları da vardır. Grafikte çipoyu göreceksiniz. Sözcük, İtalyanca “ceppo”dur. Portekizce ve İspanyolcada “cepo” olarak geçer. Bizde de çipo olmuş. Demirin (veya çapanın) üzerinde bir de “çipo” diye bir nesne olunca, herhalde biraz kafa karışıklığı oluşmuş ve çapa, çipa, çıpa, çipo birbirine girmiş. Tekrar edelim, çıpa diye bir şey yok, çapa var ve hem tarlada var, hem denizde. Çipo diye bir şey var, o da demirin bir parçası. Süleyman Nutkî’nin derlediği, çok değerli Mustafa Pultar Hocamızın hazırladığı Kamûs-i Bahrî’de de demire çapa dendiğini görebiliriz.
Bunlar antik dönemin tarla çapaları. Günümüz tekne çapalarına benzemiyorlar mı?
Benzemek zorundalar zaten, çünkü aynı işi yapıyorlar. 
Lafı çok uzatmaya gerek yok. Sonucu tekrarlayalım: İster denizde olun, ister tarlada, hepsinin adı “çapa”. Çıpa diye bir şey yok. Çapanın kendisine demir de denir ancak terminolojide “demir atmak” deriz, “çapa atmak” denmez, vesselam.
İLETİŞİM: tayfuntimocin@hotmail.com

KAYNAKÇA:

  • Lingua Franca in the Levant, Hernry & Renee Kahane, Andreas Tietze, ABC Yayınevi, 1988 s.169, madde 197.
  • Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat, Ferit Devellioğlu, Aydın Kitabevi, Ankara 2003
  • Gemici Dili, Lütfi Gürçay, TC Deniz Basımevi, İstanbul 1962
  • Kamûs-i Bahrî, Süleyman Nutki, Haz.:Mustafa Pultar, İşKültür, 2011
  • Webster’s New Collegiate Dictionary
  • The Grolier International Dictionary Vol.2
  • Antik Çağda Denizcilik ve Gemiler, Lionel Casson, Homer Kitabevi, 2002
  • Kitab-ı Bahriyye, Pîrî Reis, Kültür Bakanlığı, The Historical Research Foundation, 1988
  • Tuhfetü’l-Kibâr Fî Esfâri’l-Bihâr, Kâtib Çelebi, TC Başbakanlık Denizcilik Müsteşarlığı, Haz.: Prof.Dr.İdris Bostan, 2008
  • Gazavât-ı Hayreddin Paşa, Haz.:Ertuğrul Düzdağ, Tercüman Yay.
  • Sözlerin Soyağacı, Sevan Nişanyan, Everest Yay. 2009
(Yelken Dünyası Kasım 2017)

Yorumlar

ismail Sandan dedi ki…
Tayfun Reis,
Deniz ve denizcilik konusundaki çok yararlı derin araştırmalı yazılarınızın bir devamı olmuş.Sizi kutluyorum.Sağolun

Bu blogdaki popüler yayınlar

PÎRÎ REİS NEDEN ÖLDÜRÜLDÜ?

DALGA YÜKSEKLİĞİNİ DOĞRU TAHMİN ETMEK