KISITLI GÖRÜŞ VE DENİZCİNİN SORUMLULUĞU


Biz her nedense kısıtlı görüş dendiğinde sadece sisi algılıyoruz. 
Oysa görüş mesafesi yağışta, pusta, serpintide de düşer ve görünür olmak, sis yokken ve gündüz vakti bile büyük ve hayati önem kazanır. 

            Bu aralar sıklıkla kısıtlı görüş hali yaşıyoruz. Yağmur yağıyor, sis veya pus oluyor, kimi yerde kar yağıyor, hepsinden çok, bulutlu havalarda güneş epey derin katmanların ardında kaldığından karanlık ağır basıyor… Seyir sırasında denizin üzerinde birikmiş pus varsa, yağış ya da fazla rüzgârın oluşturduğu serpinti fazlaysa görüş mesafemiz (rüyet) da kendiliğinden düşüyor. Bazen, bir rüya alemindeymiş gibi uzakta bir kıpırtı ya da karartı görüyoruz ve sonradan onun bir tekne/gemi olduğunu fark ediyoruz. Bu fark ediş, bazen geç olabiliyor!
            Gelin can sıkma ihtimali bulunan bu duruma en başından başlayarak bakalım. Şunu da belirtmek isterim ki, bu yazının kurallara ilişkin dayanağı, Uluslararası Denizde Çatışmayı Önleme Tüzüğü’dür. Kurallar bazen çiğnenebilir, unutulabilir ve işte orada da yorum başlar, deneyimler devreye girer.

‘DURUM’ HER ŞEYİ KAPSAR
            Tüzük -ki hepimiz ona tabi olarak seyirlerimizi gerçekleştiririz- en başında bize ne yapmamız gerektiğini söyler. Genel tanımlardan ve girişten sonra yer alan Kural 5, “Gözcülük” adını taşır. “İçinde bulunulan durum ve koşullarda, durumun ve çatışma tehlikesinin tamamen değerlendirilmesini sağlamak üzere, elde mevcut tüm uygun araçların yanısıra her tekne her zaman tam bir görme ve işitme gözcülüğü de yapacaktır.
            Yani, “her zaman gözle ve dinle” der bize. Neden? Çünkü “durumun ve çatışma tehlikesinin tamamen değerlendirilmesini sağlamak” gerekir. Bu cümlede dikkatimizden kaçma olasılığı yüksek iki önemli unsur var: Durum ve çatışma tehlikesi.

BİLMEDİĞİMİZ ŞEYDEN KORUNAMAYIZ
            Çatışma tehlikesini fark ettiğimizde bize nasıl önlem almamız gerektiğini (doğrusu, her şekilde önlem alarak çatışmayı önleme sorumluluğunu) sevgili Tüzüğümüz detaylarıyla anlatır. Hiç oralara girecek değiliz bu yazıda. Fakat vurgulamak istediğimi konu şu ki, çatışma tehlikesinden kaçınmak için onu “fark etmek” gerekir! Onun orada olduğunu bilmek gerekir. Elimizdeki telefona bakarak yürürken birkaç metre ilerimizde bir altyapı çukurunun olduğunu görmüyorsak, önceden bilmiyorsak, ona düşmemiz kaçınılmazdır. Düşmemek için önümüze bakmamız gerekir. Demem o ki, bilmediğimiz şeyden kendimizi koruyamayız. İşte bu nedenle çatışma tehlikesi denen şeyin ortaya çıktığını anlayabilmek için, öncelikle “genel durumu” sürekli gözlemek gerekmektedir.

UFUK DEDİĞİN NEDİR Kİ?
            Deniz seviyesine çok yakın olan bir yatçı için görülebilir ufuk mesafesi (karşıdan gelenin yüksek bir taşıt olduğunu varsayarak) 9-10 milden fazla olamaz. (Karşıdaki eğer bir kayıksa bu mesafe 3-4 mil kadardır.) Elbette bu, görüşün açık olduğu zamanlar için geçerlidir. Bakınız örneğin Marmara ve boğazlar civarında vızır vızır feribotlar, deniz otobüsleri ve yük gemileri dolaşmaktadır. Deniz otobüsü ve feribotlar, 25-30 mil arasında hızla seyrediyorlar. Bugünün teknolojisi ile üretilen yük gemileri de artık 20-25 mil arası hızlara bana mısın demiyorlar. Yani ufuktaki bir geminin, 25 mille ilerleyen herhangi bir gemi olduğunu varsayarsak, bizim bulunduğumuz noktaya gelmesi 25 dakika alacaktır. (Aslında teorik olarak 24.)

PEKİ YA GÖRÜŞ KISITLI İSE?
            İyi de, ya görüş kısıtlıysa? Ya hava puslu, karanlıksa? Ya bu karanlığa denizin karanlığı da eşlik ediyorsa? (Geceden söz etmiyorum, gündüzleri de bu durum oluşabiliyor malum.) Gemiyle birbirimizi 10 milden değil de 5 milden görüyorsak? O zaman yanımıza gelmesi 12 dakika, 3 milden görüyorsak en fazla 7 dakika alacaktır. Durumun daha da dikkat çeken tarafı, bizim gemiyi görmemizden çok, onun bizi görmesinin sağlığımız açısından yararlı olduğudur!

GÖRÜNÜRLÜK HAYATİ ÖNEME SAHİP
            İşte bu noktada devreye “görünürlük” girer. Yatlar, Abramowitz’inkiler dışında, bizim alışık olduğumuz yelkenli ve motorlu yatları kast ederek söylüyorum, ister 8 metre olsun isterse 16, denizde, gemilerin gözünde “küçük”türler. Biz “küçük” olduğumuz için, büyüklerin bizi görmelerini sağlamak durumundayız. Görünür olmak, her şey normal, görüş açık olduğunda bile gerekli iken, kısıtlı görüş hallerinde çok daha önemlidir. Yaşamsaldır. Bu hayati öneme sahip gerekliliği göz ardı edemeyiz. Edersek, önemsemediğimiz şey kendi hayatımız olabilir.

SADECE GECE VE SİSTE Mİ?
            Görünür olmak, her şeyden önce fenerlerimizi yakmak anlamına gelir. Tüzük Kural 20, ilkin, “güneşin batışından doğuşuna kadar” diye fenerlerin yakılacağı zamanı açıklar. Ancak bir sonraki bentte (20.c) şunu vurgular: “…(fenerler)… kısıtlı görüşlerde güneşin doğuşundan batışına kadar da gösterilecek ve gerekli görülen diğer bütün koşullarda da gösterilebileceklerdir.
            Yani diyor ki, tamam gece yak fenerlerini ama kısıtlı görüş hallerinde ve gerekiyorsa her durumda yak! Biz nedense kısıtlı görüş deyince ille de sis anlıyoruz. Oysa en başta da belirttiğim gibi pus, yağış, yoğun serpinti, gündüz vakti hava şartları nedeniyle karanlık ve olası diğer durumlar da kısıtlı görüşün tanımına girer. Kısıtlı görüş, ufka kadar her şeyi açık seçik göremediğimiz haldir. Ve şartlara göre giderek bu görüş mesafesi kısalabilir. Biliyoruz ki yağış anında da epey bir kısalır. Ama tekrar etmekte fayda var, burada konu bizim diğer gemileri görmemizden çok, diğer gemilerin bizi görmesini sağlamaktır.

FATURAYI KABARTMAZ Kİ
            Sonuç olarak tekrar etmek gerekirse, fenerlerimizi geceleri zaten gösteriyoruz (yakıyoruz). Siste (onda bile yakmayanları görüyorum bazen) de gösteriyoruz. Ama görüş mesafesinin düştüğü/kısaldığı zamanlarda neden yakmıyoruz? Yakmalıyız. Elektrik faturamızı kabartan bir durum yok ortada ki tasarruf edelim! Denizde her koşulda görünür olmak selamettir. Ama kısıtlı görüşlerde görünür olmak, daha da önem kazanır. Tüm denizcilere selamet dilerim. (Yelken Dünyası - Şubat 2018)


Yorumlar

OziCozy dedi ki…
Kısıtlı görüş şartlarında büyük gemilere görünmek için fener yakmaktan daha çok işe yarayan kaliteli bir RADAR REFLEKTÖRÜ taşımaktır. Çoğu küçük teknenin kullandığı ucuz tüp şeklindeki reflektörler gemi radarlarında çok az eko yapar, dalgalı zamanlarda ARPA fonksiyonunu (otomatik hedef bulma ve takip) devreye sokmadığı için tam anlamıyla görünmez oluruz.
Tayfun TİMOÇİN dedi ki…
İlginize çok teşekkür ederim. Radar reflektörü teknelerde yasal olarak bulunması zorunlu donanım arasında olduğu için ekstradan yazılmasına gerek duyulmadı. Yine de katkınız için sağ olunuz.
OziCozy dedi ki…
Hocam ne yazık ki zorunluluktan takılan ucuz-küçük-basit reflektörler görevini yerine getiremiyor. Kullananların farkında olması önemli.

Aşağıdaki linkte reflektörlerin karşılaştırması görülebilir;
http://www.gemitrafik.com/radar-reflektorleri/

Bu blogdaki popüler yayınlar

ÇAPA - ÇIPA - ÇİPO - DEMİR

PÎRÎ REİS NEDEN ÖLDÜRÜLDÜ?

DALGA YÜKSEKLİĞİNİ DOĞRU TAHMİN ETMEK