Kayıtlar

2015 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

ERDEMLİ OKYANUSUN METEOROLOJİ DERSİ

Şu dünyada en bilge olanı arayan, Okyanus’u bulur. Bilgeliğin peşinde akıp duran tüm derelerin ulaşacağı yerdir Okyanus. En yaşlı, en görmüş geçirmiş olandır o çünkü. Uygarlıkların doğumuna da tanık olmuştur, yok oluşuna da. Birbirlerine hasretle uzanan elleri de birleştirmiştir, düşmanca hamle yapanları da. Tarihin tüm bilgisine tanıktır Okyanus. O, bize dair her sırrı bilendir. Okyanus tektir. Yeryüzünün farklı bölgelerine farklı isimler konmuştur, büyük resmi göremeyen insanlar tarafından ama tektir o. Dünya’nın neresine gidilirse gidilsin, bütün denizler birdir, aynıdır, tektir, bir bütündür. Hepsi, bir ve tek Okyanustur.
Günlerden bir gün, meteorolojinin sırlarını merak edenler, çağırmışlar bilge Okyanusu üniversiteye, ders vermesi için. Okyanus kabul etmiş ama bir şart koşmuş. “Nasıl olsa meteorolojiyi az çok herkes bilir orada. Bilen bir öğretmen anlatır, ben, onun anlattıklarını bilmeyenlerin de anlayabileceği bir dile çeviririm” demiş. Böyle yüce bir bilgeden gelen her lütuf k…

DENİZCİ Mİ OLMAK İSTİYORSUN? KÜREK ÇEK!

Resim
Kürek çekmek, tekne prensiplerini anlamanın en kolay ve sağlam yoludur. Bu konudaki çalışmayı kendi kendimize rahatlıkla yapabiliriz Bu çalışmayı yapmakla da, tekne prensiplerini öğrenmenin ötesine geçer, o prensibe bizzat dokunmuş oluruz.
Diyelim yeni tekne sahibi olduk ama teknenin dinamiğini, yani ne yaparsak nasıl hareket ettiğini, dümeni bir yana çevirdiğimizde, teknenin başının kıçının nasıl hareket ettiğini, özellikle kalabalık bir limanda, bir marinada sıkışık tekneler arasında manevra yaparken ne diye sıkıntı çekip başka teknelere ufaktan dokunduğumuzu tam olarak anlayamıyoruz. Bir türlü istediğimiz gibi hareket etmiyor tekne. Ya da tekne neden öyle hareket etmek istiyor, başa çıkamıyoruz bu olup bitenle. İşte bunun devasıdır kürek çekmek.             Denizci ülkelerin bir kısmında, temel denizcilik eğitiminin bir parçasıdır kürek çekme eğitimi. En azından yakın zamana kadar öyleydi. Çünkü bir teknenin hareket prensiplerini anlamak için en doğru işlemdir. Kürek çekmesini bilen,…

BAZILARI ‘BÜYÜK’ SEVER

Giderek artıyor büyük tekne sayısı. İşe yeni başlayanlar da, olanakları elveriyorsa büyüğünü alıyorlar. Bunda bir sakınca yok. Ama büyük teknenin neler getirip neler götürdüğünü bilmeden yapılan alışverişler, sonrasında hüsrana da dönüşmemeli. Bunun için, artıları ve eksileri ile büyük-küçük tekne karşılaştırması yapmak gerek.
Günümüzde ‘orta karar’ düşünceler giderek azalıyor. Çünkü hayatta hiçbir şey artık pek ‘kararında’ olmuyor. Ya çok fazla birşeyler, ya da haddinden fazla az. Neyse ben felsefeye dalmayayım gene de konumuza hızla girelim. Bir büyük tekne sevdasıdır gidiyor. İmkânı olan teknesini büyütmeye (yani daha uzununu satın almaya) çalışıyor, imkânı daha iyi olan da daha ilk tekneden dev gibi tekneyi alıveriyor. Çevrede büyük tekne arttıkça, insanlar, arkadaşlarının yeni aldıkları epey büyük teknelerde misafir olup onun olanak ve lükslerine hayran kaldıkça, “Acaba biz de mi bundan alsak?” diye düşünmeye başladıkça, büyük tekne nüfusu arttıkça artıyor.             İyi de, ne…

DENİZ TUTMASINA KARŞI ZENCEFİL

Resim
Ben yeni öğrendim, belki bilenleriniz vardır. Ama araştırınca gördüm ki, bu zencefil bin derde deva. Elbette bir hekime danıştıktan sonra. Ama bizim için en önemlisi, deniz tutmasına karşı da birebir olması.
Deniz tutması ile ilgili yazılar zaman zaman yayımlanıyor. Hepsini ilgiyle okuyorum. Başımda çok yoktur gerçi, 31 yıllık deniz hayatımda toplam 3 kere yaşadığım bir şey. On yılda bir oluyor demek. Zaten üçünde de bir önceki akşam karaciğer ve midemi fazla zorlamıştım(anladınız siz onu) ve her üçünde de deniz, rüzgârsız ve kaba dalgalıydı. Yani çamaşır makinesi modeli. Zavallı midem bulanmasın da ne yapsın! Fakat çevremde çok sayıda bu dertten mustarip insan var. Çoğu zaman ilaçlara başvuruyorlar elbette. Fakat görebildiğim kadarıyla mide bulantısına karşı ilaçlar, hafiften bir uyku hali de veriyor insana. Böylesi bir durumda, keyif almak için denize çıkan insan, midesi bulanmasın diye aldığı hapın etkisiyle biraz mayışık, yarı uykulu zaman geçiriyor ve ne olduğunun tam farkına vara…

HOŞ GELDİN EYLÜL

Resim
Eylül!.. Benim canım eylülüm!.. Ayların en mavisi, mavinin en güzeli… Çocukluğumdan bu yana, tatilin bitmesi ve okulların açılması anlamına gelse de eylüle olan hayranlığım hiç bitmedi. Haftasonu tatilinden sonra insanın üzerine çullanan pazartesi gibi değildir eylül hiç. İnsanı sarıp sarmalar, başka diyarlara götürür. Şehirde bile güzeldir eylül. Şehirde bile! İnsanı üşütmeden okşayan, rahatlatan o serinliğini hissettirir. Ağaçlar eylülün geldiğini haykırır renkleriyle. Ama ölüme gider gibi kederle değil, yeni bir yaşama başlar gibi sevinçle yaparlar bunu. Ağaçlık alanlarda, parklarda kızıllar kehribarlar uçuşmaya başlar da insanın, “Savulun, ben de uçuşacağım” diyesi gelir. Ama en güzeli denizde yaşanır eylülün. Denizde ya da deniz kıyısında. Çünkü deniz, hiçbir ayda olmadığı kadar güzel bir maviye bürünür bu ay. Sakinleşir, durulur, berraklaşır. Gözünüzü yukarı kaldırıp göğe baktığınızda muhteşem bir mavi gökyüzü selamlar sizi. Uçuşan pamuk pamuk bembeyaz kümülüsler, sanki sizi o…

Mavi Gökyüzü

Resim

TEKNELERDE NEDEN KADIN YOK?

TEKNELERDE NEDEN KADIN YOK? Yanına oturup, şu dümendir, bu halattır, bu vinç böyle çevrilir, ırgat böyle kullanılır diye tatlı dille güler yüzle anlatmayı denemek yerine, bunları karının bağırtı, homurtu ve hakaretler eşliğinde öğrenmesini umduysan, nasıl beklersin karnının tekne hayatını sevmesini?
Önce kişisel bakış açımı anlatayım: Kadın ve erkek, konu cinsellikse ya da giyimse örneğin, ayrı şeylermiş gibi söylenebilir elbette. Başka türlüsü mümkün değil kuşkusuz. Ne biz insanlar, ne de diğer canlılar dünyaya sepetle leylekler tarafından getiriliyoruz. Bu durumda kadın ve erkek kavramları üzerinde konuşulabilir. Ya da, yine benzer bir yoldan gittiğimizde, “Affedersiniz, kadınlar tuvaleti nerede acaba?” diye sorulabilir. Ya da “Kadın (veya erkek) giysileri hangi reyonda?” diye sormanın abesle iştigal eden bir tarafı bulunmadığı da çok açık.
SÜREKLİ BİR “ÖTEKİ”LEŞTİRME ÇABASI Fakat “kadın şoför”, “kadın ressam”, “kadın denizci”, “kadın bakkal” ne demek? Bunun, ziyadesiyle  maskülen toplu…

SADUN BORO’NUN ARDINDAN

Resim
ÇOK YAŞA SADUN AĞABEY

  İnsan, unutulunca ölürmüş. Nesiller yetiştiren, sayısız eserler bırakan, dostlukların en güzelini kuran Sadun Ağabeyin ölümsüz olduğunu hiç tereddüt etmeden söylemek haktır o halde. Hiç unutulmayacağına göre, hiç ölmeyecek de. Çok yaşa sen Sadun Boro! (Yelken Dünyası Temmuz 2015 sayısında yayımlanmıştır.)

Bir gün olacağını bilirsin ama olunca da ne yapacağını bilemezsin ya hani… Sadun Ağabeyin haberi gelince de öyle oldu. Eller ayaklara, düşünceler ise akla getirilmeyenlere karıştı. İlk andaki hezeyan, karmaşa, telaş ya da ne bileyim kaotik duygular, yavaş yavaş yerini çaresiz kabule bıraktı. Çünkü olan, insanın kabul etmekten başka hiçbir seçeneğinin olmadığı belki de tek şeydi. Ölüm, hayat denizinde terk edemeyeceğimiz tek gemiydi! Zaten hayat dediğin neydi ki? Doğumla ölüm arasında geçen, geriye dönüp baktığında illa ki göz açıp kapayıncaya kadar geçmiş olan zaman. Peki, insanı “yaşamış” yapan neydi? Tüm hayatlar aynı olabilir miydi? Tıpkı tiyatroda perdenin açı…