Kayıtlar

Okumadan Geçmeyin

DİVÂNÜ LUGÂTİ’T TÜRK’TE DENİZCİLİK TERİMLERİ TARAMASI

Resim
DİVÂNÜ LUGÂTİ’T TÜRK’TE DENİZCİLİK TERİMLERİ TARAMASI
Tayfun TİMOÇİN Yazar - Çevirmen

Anadolu öncesi Türklerin denizcilikle olan ilgileri zaman zaman tartışma konusu olmaktadır ve konuya ilişkin yeterli veriye sahip olmadığımız söylenir. Ancak, milletlerin, ilgilendikleri konularla ilgili terim türetmelerinin kaçınılmaz oluşundan hareketle, Anadolu öncesi Türk dilinin taranması, bize yeterli veriyi sağlayabilir. Bu konuda elimizde çok yeterli ve değeri tartışılmaz bir eser bulunmaktadır: Divânü Lugâti’t-Türk. Kâşgarlı Mahmûd’un bu dev eseri, 11. yüzyıl öncesi Türklerin hangi konularla ilgilendikleri, hayatlarında neye öncelik ve değer verdiklerinin açık kanıt ve izlerini taşır. Bu bağlamda, Türk denizcilik tarihinin Anadolu öncesi bölümü de, yine Türk dilindeki izler takip edilerek aydınlığa kavuşturulabilir.
© Tayfun TİMOÇİN - 2016
Anahtar sözcükler: Türk denizcilik tarihi, denizcilik, Türk Dili, Divânü Lugâti’t-Türk


Türklerin Anadolu’ya gelmeden önce, denizcilikle ilgilendiklerine ve ilg…

KISITLI GÖRÜŞ VE DENİZCİNİN SORUMLULUĞU

Resim
Biz her nedense kısıtlı görüş dendiğinde sadece sisi algılıyoruz.  Oysa görüş mesafesi yağışta, pusta, serpintide de düşer ve görünür olmak, sis yokken ve gündüz vakti bile büyük ve hayati önem kazanır. 
Bu aralar sıklıkla kısıtlı görüş hali yaşıyoruz. Yağmur yağıyor, sis veya pus oluyor, kimi yerde kar yağıyor, hepsinden çok, bulutlu havalarda güneş epey derin katmanların ardında kaldığından karanlık ağır basıyor… Seyir sırasında denizin üzerinde birikmiş pus varsa, yağış ya da fazla rüzgârın oluşturduğu serpinti fazlaysa görüş mesafemiz (rüyet) da kendiliğinden düşüyor. Bazen, bir rüya alemindeymiş gibi uzakta bir kıpırtı ya da karartı görüyoruz ve sonradan onun bir tekne/gemi olduğunu fark ediyoruz. Bu fark ediş, bazen geç olabiliyor! Gelin can sıkma ihtimali bulunan bu duruma en başından başlayarak bakalım. Şunu da belirtmek isterim ki, bu yazının kurallara ilişkin dayanağı, Uluslararası Denizde Çatışmayı Önleme Tüzüğü’dür. Kurallar bazen çiğnenebilir, unutulabilir ve işte orada da y…

Dümencinin Rehberi

Resim
Denizlerdeyiz Amatör Denizciler Derneği (DADD) Yayını olarak çıkan Dümencinin Rehberi, teknede bilgiye kolay ulaşmak için ideal. İsveçli yazar Bo Streiffert’in İngiltere’de yayımlanan ismiyle “Skipper’s Cockpit Guide” isimli kitabı, yazar-çevirmen ve DADD Genel Sekreteri Tayfun Timoçin’in çevirisiyle ve “Dümencinin Rehberi” ismiyle DADD’ın ilk yayını olarak basıldı. Harita okuma, denizdeki işaret, fener ve şamandıralar, kılavuz seyri, hız-zaman-mesafe hesaplamaları, rota hazırlama ve düzeltme, gemilerin fenerleri, ses ve şekil işaretleri, tekne abrama ve manevra kuralları, denizde yol hakkı, açıkdeniz seyir kolaylıkları, denize adam düştü ve diğer kazalara karşı önlem ve tedavi yöntemleri, teknede ilkyardım, acil durumlar ve VHF kullanımı gibi alt başlıkları olan kitap tamamen resimli ve kolay bir anlatıma sahip.

AYKIRILAMAK ve BROŞ

Resim
Tekne aykırılar mı, broşa mı düşer? Yoksa her ikisi birden olabilir mi? Bunlar aynı şey mi, başka şeyler mi? Gelin birlikte öğrenelim.
            Rahmetli üstadımız Sadun Boro, denizci dilini büyük özenle kullanırdı. Hassasiyet gösterdiği bu konuda yanlışa kızar, insanların, Türkçesi dururken bir terimin İngilizcesini kullanmasına içerlerdi. Oysa yıllarca İngiltere’de okumuş biri olarak hiç şüphesiz denizciliğin İngilizce terminolojisine de hâkimdi ve eminim hepimizden daha hâkimdi. Bir İngiliz’le birlikte yaptığı okyanus seyahati ise cabası. (Bkz. Bir Hayalin Peşinde / Yarım Asır Evvel Bir Atlantik Serüveni, Sadun Boro, Ege Yayınları, Eylül 2004)             Sadun Ağabeyimiz, Pupa Yelken’de (yeni baskı s.41) ikiz yelkenlerin nasıl çalıştığını şekil çizerek anlatmıştır. Bu şeklin altında, şöyle bir ibare vardır: “Tekne sancağa aykırıladığı takdirde…” Aykırılamak? Herhalde gitmesi gereken rotadan ayrılmak anlamına geliyor olmalı diye düşünerek çalışmaya başladım. Lingua Franca içinde bulu…

ÇAPA - ÇIPA - ÇİPO - DEMİR

Resim
Arada sırada gördüğüm bir tartışma, bu yazıyı kaleme almak ihtiyacı ortaya çıkardı. “Çapa mı deriz, çıpa mı deriz, hiçbirini demez miyiz?” diye uzayıp giden ve kesin bir yere bağlanamayan bu tartışma, umarım artık sona erer.
Son zamanlarda çeşitli platformlarda rastladığım, zaman zaman alevlenen bir tartışma var: “Çapa mı denir, çıpa mı denir?” Açık ki herkes her kaynağa ulaşamıyor ve soru, soranlar açısından takdire şayan. Öğrenmek isteği her zaman hepimizin başının tacıdır. Özellikle, bir şeyi merak edip doğrusunu öğrenmek isteyen insan sayısının giderek azaldığını gözlemlediğimiz şu dönemlerde, gerçekten yanıt vermeğe değer soruların sorulması, bence çok güzel. Ancak, soruları ille de yanıtlayacaksak, bunun gerçek bilgi üzerine kurulu argümanlardan oluşması gerektiği de açıktır. Yanıt veya açıklama niyetine, kulaktan dolma lafları sıralamak, herhalde doğru değil.
KULAKTAN DOLMASAK NE GÜZEL OLUR Sözünü ettiğim platformlarda, “çapa mı denir, çıpa mı?” sorusuna verilen yanıtlar, genelde…

YELKENLİ TEKNE VE MOTORYAT, ÇAKARLA DOLAŞMAZ

Resim
Çakar fener gösteren yelkenli tekne ve motoryat sayısı hızla artıyor. Bu saçma uygulama nereden ve nasıl çıktı bilmiyorum. Bildiğim, tamamen kurallara aykırı olduğu. O nedenle denizci dostlar, siz siz olun, yapmayın, yaptırmayın.
            En temel kuralları bile dönüp dönüp konuşuyor olmak çok tatsız ama ne yazık ki zorunlu. Son zamanlarda bir moda denemeyecek anlamsız uygulama, aldı başını gidiyor; bazı tekneler, hava karardıktan sonra, yani fener yakma zamanı geldiğinde, akıl almayacak şekilde çakarlı güçlü bir fener yakıyorlar. Yanıp sönen flaş ışığı gibi fenerlerin, kendilerini görünür kıldığını, böylelikle daha güvende olduklarını düşünüyor olmalılar.             Hemen söyleyeyim: Bu tuhaflık açıkça kurallara aykırıdır. Böyle bir uygulama yok ve üstelik Uluslararası Denizde Çatışmayı Önleme Tüzüğü, çakar feneri hangi teknenin kullanacağını da açıkça belirtir: Bunlar hava yastıklı tekneler ve deniz uçaklarından başkası değildir. Keza deniz otobüsleri ve hızlı feribotlar da bu kap…

TEKNE HALILARI

Resim
Halı, gerçekten konfor getiriyor. Ancak hijyen sorunu ve zeminin kayması gibi başka problemlere de gebe. Peki halımızdan vazgeçmeden onu doğru şekilde nasıl kullanacağız?
Özellikle yaz bitip de havalar serinlemeye, çıplak ayağımız üşümeye başladığında aklımıza daha çok gelmeye başlayan halıların hayatımıza konfor kattıkları kesin. Kendi adıma, halıya basmayı, çıplak zemine basmaktan her zaman daha çok sevmişimdir. Yumuşaklığın ve ılıklığın konforu, ne kadar kaliteli olursa olsun çıplak zeminden yüksektir. Halılar çeşit çeşit. Desenlisi düzü, uzun tüylüsü kısa tüylüsü, serti yumuşağı, kayanı kaymazı… Elbette göz zevkimizi okşayacak, kamaranın genel görünümüne uyum sağlayacak, şıklıkla yakışacak ve konfor talebimizi karşılayacak bir ürün almak hepimizin hakkı. Marka ve modellerin üzerinde duracak değiliz, seçenek çok. Ancak doğru ürünü almak için hem kendimizi, hem de teknemizi iyi tanımamız gerekiyor. Ürünleri, artıları ve eksileri ile değerlendirmek şart, aksi halde başımıza başka şeyl…

DALGA YÜKSEKLİĞİNİ DOĞRU TAHMİN ETMEK

Resim
Denizler irileştikçe ufuk algımız değişir. Yetmezmiş gibi korku ve heyecan faktörü de buna eklenince, 1,5-2 metrelik dalgaları 4-5 metre algılamamız kolaydır. Sohbet ederken bunun bir ziyanı yok ama işin doğrusunu da bilmek gerek.
            İri dalgalar arasında seyrederken her şey bize biraz farklı gelir. Algımız değişir. Algımızın değişmesi, ufkun sürekli yer değiştirmesinden kaynaklanır. Bildiğimiz gibi ufuk algısı çok önemlidir, bu algı yittiğinde vücut şaşar ve mide bulantısı başlar. Bu dengeyi tutturamayan bedenlerde “deniz tutması” adı verilen şey olur. Çoğu insan, çalkantılı denizlerde mide bulantısı yaşar. Ama sürekli inip kalkan bir tekne, her mideyi olmasa da, çoğu algıyı biraz bozar.
NE DEMEK ALGI BOZULMASI?             Algının bozulması ne demek? Gördüğümüzü sağlıklı şekilde değerlendirememek demek. Bereket versin kalıcı değildir ve çoğunlukla sadece denizi ve havayı tanımlarken gerçekten şaşma şeklinde kendisini belli eder. Gerçekten nasıl şaşarız? Abartarak! Çoğu insanı…