Kayıtlar

2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

ÇAPA - ÇIPA - ÇİPO - DEMİR

Resim
Arada sırada gördüğüm bir tartışma, bu yazıyı kaleme almak ihtiyacı ortaya çıkardı. “Çapa mı deriz, çıpa mı deriz, hiçbirini demez miyiz?” diye uzayıp giden ve kesin bir yere bağlanamayan bu tartışma, umarım artık sona erer.
Son zamanlarda çeşitli platformlarda rastladığım, zaman zaman alevlenen bir tartışma var: “Çapa mı denir, çıpa mı denir?” Açık ki herkes her kaynağa ulaşamıyor ve soru, soranlar açısından takdire şayan. Öğrenmek isteği her zaman hepimizin başının tacıdır. Özellikle, bir şeyi merak edip doğrusunu öğrenmek isteyen insan sayısının giderek azaldığını gözlemlediğimiz şu dönemlerde, gerçekten yanıt vermeğe değer soruların sorulması, bence çok güzel. Ancak, soruları ille de yanıtlayacaksak, bunun gerçek bilgi üzerine kurulu argümanlardan oluşması gerektiği de açıktır. Yanıt veya açıklama niyetine, kulaktan dolma lafları sıralamak, herhalde doğru değil.
KULAKTAN DOLMASAK NE GÜZEL OLUR Sözünü ettiğim platformlarda, “çapa mı denir, çıpa mı?” sorusuna verilen yanıtlar, genelde…

YELKENLİ TEKNE VE MOTORYAT, ÇAKARLA DOLAŞMAZ

Resim
Çakar fener gösteren yelkenli tekne ve motoryat sayısı hızla artıyor. Bu saçma uygulama nereden ve nasıl çıktı bilmiyorum. Bildiğim, tamamen kurallara aykırı olduğu. O nedenle denizci dostlar, siz siz olun, yapmayın, yaptırmayın.
            En temel kuralları bile dönüp dönüp konuşuyor olmak çok tatsız ama ne yazık ki zorunlu. Son zamanlarda bir moda denemeyecek anlamsız uygulama, aldı başını gidiyor; bazı tekneler, hava karardıktan sonra, yani fener yakma zamanı geldiğinde, akıl almayacak şekilde çakarlı güçlü bir fener yakıyorlar. Yanıp sönen flaş ışığı gibi fenerlerin, kendilerini görünür kıldığını, böylelikle daha güvende olduklarını düşünüyor olmalılar.             Hemen söyleyeyim: Bu tuhaflık açıkça kurallara aykırıdır. Böyle bir uygulama yok ve üstelik Uluslararası Denizde Çatışmayı Önleme Tüzüğü, çakar feneri hangi teknenin kullanacağını da açıkça belirtir: Bunlar hava yastıklı tekneler ve deniz uçaklarından başkası değildir. Keza deniz otobüsleri ve hızlı feribotlar da bu kap…

TEKNE HALILARI

Resim
Halı, gerçekten konfor getiriyor. Ancak hijyen sorunu ve zeminin kayması gibi başka problemlere de gebe. Peki halımızdan vazgeçmeden onu doğru şekilde nasıl kullanacağız?
Özellikle yaz bitip de havalar serinlemeye, çıplak ayağımız üşümeye başladığında aklımıza daha çok gelmeye başlayan halıların hayatımıza konfor kattıkları kesin. Kendi adıma, halıya basmayı, çıplak zemine basmaktan her zaman daha çok sevmişimdir. Yumuşaklığın ve ılıklığın konforu, ne kadar kaliteli olursa olsun çıplak zeminden yüksektir. Halılar çeşit çeşit. Desenlisi düzü, uzun tüylüsü kısa tüylüsü, serti yumuşağı, kayanı kaymazı… Elbette göz zevkimizi okşayacak, kamaranın genel görünümüne uyum sağlayacak, şıklıkla yakışacak ve konfor talebimizi karşılayacak bir ürün almak hepimizin hakkı. Marka ve modellerin üzerinde duracak değiliz, seçenek çok. Ancak doğru ürünü almak için hem kendimizi, hem de teknemizi iyi tanımamız gerekiyor. Ürünleri, artıları ve eksileri ile değerlendirmek şart, aksi halde başımıza başka şeyl…

DALGA YÜKSEKLİĞİNİ DOĞRU TAHMİN ETMEK

Resim
Denizler irileştikçe ufuk algımız değişir. Yetmezmiş gibi korku ve heyecan faktörü de buna eklenince, 1,5-2 metrelik dalgaları 4-5 metre algılamamız kolaydır. Sohbet ederken bunun bir ziyanı yok ama işin doğrusunu da bilmek gerek.
            İri dalgalar arasında seyrederken her şey bize biraz farklı gelir. Algımız değişir. Algımızın değişmesi, ufkun sürekli yer değiştirmesinden kaynaklanır. Bildiğimiz gibi ufuk algısı çok önemlidir, bu algı yittiğinde vücut şaşar ve mide bulantısı başlar. Bu dengeyi tutturamayan bedenlerde “deniz tutması” adı verilen şey olur. Çoğu insan, çalkantılı denizlerde mide bulantısı yaşar. Ama sürekli inip kalkan bir tekne, her mideyi olmasa da, çoğu algıyı biraz bozar.
NE DEMEK ALGI BOZULMASI?             Algının bozulması ne demek? Gördüğümüzü sağlıklı şekilde değerlendirememek demek. Bereket versin kalıcı değildir ve çoğunlukla sadece denizi ve havayı tanımlarken gerçekten şaşma şeklinde kendisini belli eder. Gerçekten nasıl şaşarız? Abartarak! Çoğu insanı…

FUNDA DEMİRDE ŞANS UNSURU

Resim
Ben hiç tornistan yapmıyorum. Hiç gerek yok” diyenlerin sadece şanslarının yaver gittiğini söylemek yanlış olmaz. Şansımız her zaman yaver gitmeyebilir. Asırlardır denenmiş ve milyarlarca testten geçmiş yöntemleri çöpe atmak, pek akıllıca bir şey değil denizcilikte.
            Son zamanlarda demir atmakla ilgili bazı tartışmalara tanık oldum. Bunlar aslında yeni değil ancak bilgi sağlam olarak oturmadığında bazı hatalı fikirler kulaktan kulağa yayılabiliyor. Klasik demir atma yönteminde, teknenin hafif bir tornistanla beslenmesi, pupaya doğru hareketin motor gücü ile olmasa da rüzgâr ile sağlanmasının demirin tutmasına yardım ettiği bilinir ve asırlardır uygulanır. Gelişen teknoloji ile giderek iyileşen çapalar, son zamanlarda “tornistana hiç gerek yok” diyen bir grubun ortaya çıkmasını sağladı. Denk geldiğimde herkese aynı şeyi söylüyorum: “Şansınız yaver gitmiştir.
ŞANSLI COĞRAFYANIN DENİZCİLERİYİZ             Her ne kadar son yıllarda iklimsel bazı değişikliklere tanık oluyorsak da…

ZORLANIYORSA TERSLİK VARDIR

Resim
Normal şartlarda teknedeki hiçbir donanım zorlanmadan, rahat rahat çalışır. Örneğin vinç kolaylıkla dönmeli, sarma yelken kolaylıkla açılmalı, gaz kolu kolaylıkla ileri-geri hareket etmelidir. Zorlanıyorlarsa kesinlikle orada bir terslik vardır. Daha da zorlamaya çalışmadan hemen durmak ve ne olup bittiğini anlamak durumundayız.

            Zaman zaman hepimizin başına gelir. Örneğin vinçle bir halatı lava ederken (laçkanın tersi. Laçkaya laşka da denir) normal olarak akan halat, bir anda kasılır ve gelmez olur. Biz de doğal bir refleks olarak daha fazla güç uygulamaya çalışırız. Oysa normal bir teknede, normal şartlarda hiçbir şey bu kadar zorlanarak çalışmaz. Elbette biraz yük olması normaldir ve yük altında biz de tereyağından kıl çeker gibi (ne tuhaf bir deyim) iş göremeyebiliriz. Burada bahsettiğim zorlanma, normal ve sıradan yüklerin yarattığı ağırlık değil, kasılmalar, durmalar, tıkanmalar, sıkışmalar.
BİRAZ YORULMAK DOĞAL TABİİ Örneğin ön yelkeni sararken biraz yorulabiliriz ama…

BALIKÇI BARINAKLARINDA DIŞARIDAN YARDIM ALMAK

BALIKÇI BARINAKLARINDA DIŞARIDAN YARDIM ALMAK Ülkemizde marinalar dışında bağlanabilecek yerler olan balıkçı barınaklarının durumu içler acısı. Mevzuat eski, işletmeleri farklı şeylerin peşinde. Böyle bir yere ilk kez girip bağlanacak denizcinin, karadan gelen yardım konusunda da son derece temkinli ve tedbirli olması gerekiyor.
            Hemen her teknecinin başına gelir; sıkça kullandığımız limanlardan olmayan, bilmediğimiz, aşina olmadığımız bir limana girerken tedirgin oluruz. Genellikle balıkçı barınaklarında yaşanır bu tedirginlik çünkü balıkçı barınakları, marinalar gibi sürekli bakımı yapılan, derinliği sabit tutulan, orada burada serseri halatların, tonozların, şamandıraların dolaşmadığı yerler değildir. Bizim “misafir” olduğumuzu, orada “yeni” olduğumuzu ve hatta tedirginliğimizi anlayan bir yerel vatandaşımız, bütün iyi niyeti ile rıhtıma yaklaşır, el kol hareketleri, ıslık ve seslenme eşliğinde bize bağlanacak bir yer gösterir. Sonra “gel gel” yapar. İşte o sırada salmamı…