Cemre




Bu kadar kar yağar da, gözümüz kamaşmaz mı? Kamaşır elbet.
Karların arasında dolaştıktan sonra kapalı bir mekana girince, içerdeki ışık yetersiz gelmez mi? Gelir elbet.
Zevk için karlarda dolaşan, kayak yapan, kızak kayan, kardan adam yapanların az ötesinde, üzerinde paltosu, ayaklarında kalın çorabı ya da botu olmayan, ayaklarında incecik naylon ayakkabı, üzerinde bilmem kaç kış önce babaanne tarafından örülmüş kolsuz yelekle karların arasında dolaşırken, yine de gülümseyebilen minik kızın kıpkırmızı yanacıklarına özenilmez mi? Özenilir elbet.
O gülümseyen gözlerin parlaklığına imrenilmez mi? İmrenilir elbet.

Bu cuma birinci cemre düşüyor.. Havaya.
İkincisi bir sonraki cuma düşecek... Suya.
Daha sonraki cuma ise sonuncu... Toprağa.

Üç cemrenin üçü de düşecek. Ayaklarında incecik naylon ayakkabılarıyla karların arasında titreyerek ama yine gülümseyerek dolaşan küçük ve güleryüzlü kızın, ailesiyle birlikte mutlu olduğu anlar değil midir bu düşüşler? Titremeler azalacak... Evdeki sobaya atmak için tahta parçası arama derdi ortadan kalkacak, kolsuz yelek artık yeterli gelecek, ayaklarını hisseder olacak... Annesi babası da zaten bir cemreler düştüğünde seviniyor, bir de fiyatlar. Fiyatlar öyle çok sık düşmüyor ama cemreler her sene, hiç aksatmadan, hiç bekletmeden düşüyorlar. İyi ki düşüyorlar. Titreyen minicik elleriyle, yiyecek bulamayan serçelere evindeki masasından her nasılsa artakalabilen kırıntıları toplayıp veren, kırmızı yanaklı kız, cemreleri çok seviyor. Babası da çok seviyor cemreleri. Onun için minik kızın adını Cemre koymuşlar.
Sık dişini Cemre'cim... Soğuklar bitiyor.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

YELKENLİ TEKNE VE MOTORYAT, ÇAKARLA DOLAŞMAZ

ÇAPA - ÇIPA - ÇİPO - DEMİR

DİVÂNÜ LUGÂTİ’T TÜRK’TE DENİZCİLİK TERİMLERİ TARAMASI