Koylara randevu alarak girmek mi? Burada mı?..


(Yelken Dünyası, Kasım 2007'de yer alan yazı)


Ya bir gün gerçek olursa?


RANDEVU…

Gelecekte koylarımıza randevu sistemi ile gidebilir miyiz? Öyle bir sistem olursa acaba bizde nasıl işler? E, kuş yuvada gördüğünü işler!

Yaz sezonunda hiç kaçırmadan izlediğim programlardan biridir Denizde Hayat. Değerli yazar Gani Müjde’nin, teknesi Hayacht’ta ağırladığı misafirleri ile yaptığı söyleşiler de, en az NTV’nin değerli kameramanlarının muhteşem çekimleri kadar doyumsuzdur. Önce, bize sundukları güzellikler için teşekkür edelim emeği geçenlere…
O programın bir bölümünde, çooook ileride, kimi koylara randevu usulüyle gidebileceğimize dair bir şey duydum. Bir olasılıktan söz ediliyordu. Suyu çok sevdiğimizden olsa gerek, her şeyin suyunu çıkartan bir toplum olarak böylesi bir randevu sisteminin nasıl çalışabileceğine dair hayal kurdum. Sanıyorum başımıza gelecek var. Geleceği varsa göreceğimiz de kesin vardır…
(Kimi isimleri uydurdum. Uydurmak hoşuma gidiyor da…)

- İyi günler. Hötrök Koyu için randevumuz vardı.
- İsim neydi?
- Kamil Ferrokrom.
- Kamil Bey, kaydınızı ararken, lütfen bekleme koyuna buyrun, istirahat edin.
- Bekleme koyu nerede kardeşim?
- 30 mil kadar kuzeyde…
- Yuh!...
- Dıııttttt..
- Alo… alo….aloooo…..

* * *

- İyi günler. Kılcal Koyu’na randevu alacaktım.
- Neredeydi bey’fendi o koy?
- Hasırönü’nde…
- Hasırönü neresi bey’fendi?
- Neresi mi? Siz koy randevu sisteminde çalışmıyor musunuz?
- Size ne lan bey’fendi? Kibar kibar sorduk nerde diye… Yoksa randevu almak istemiyor musunuz, he?
- Tamam tamam! Hasırönü şeyde işte, Marmaris’ten batıya giderken…
- Ulan züppe herifler! İşiniz gücünüz yok habire Marmaris, Bodrum! Bi kere de demezsiniz ki gideyim şöyle Ordu’ya, Samsun’a…
- Aaa, manyak mısın kardeşim?
- Ağzını topla lan bey’fendi… Yok sana randevu mandevu… Kapalı Kıl koyu! Tadilat var ve ödenek yokluğundan beş sene kapalı tamam mı? Hadi yallah!
- !!!

* * *

- Alo buyruuuunn..
- Han’fendi iyi günler. Ben Bencik için randevu alacaktım.
- Alo pardooonnn, anlayamadım neyciiikk?
- Bencik han’efendi Bencik…
- Saat kaçta, nerdeeeee?
- Anlayamadım!
- Randevuyu nerde istiyorsunuz?
- Han’fendi, beni yanlış anladınız! Bencik Koyu’na gitmek için randevu istiyorum ben.
- Ay çok afedersiniz. Bugün benim ilk iş günüm de..
- Anlıyorum. Randevuyu alabilir miyim artık?
- Neycikti?
- Bencik yahu!
- Nerdeydi efe’m ooo?
- Fesupanallaaahh! Hisarönü’nde han’fendi.
- Kimin önünde? Pardon burada çok gürültü var, matkap felan… Yeni yapılıyor da burası. Tam duyamıyorum, çok özür dilerim bey’fendi. Neyin önünde neycikti? Ne dediniz valla, tekrarlar mısınız lütfen?
- Hanımefendi, tek tek söylüyorum bakın yüksek sesle. Hisarönü’ndeki Bencik Koyu’na gitmek için, mümkünse Temmuz’un son haftasında randevu istiyorum.
- Haaaa, bi dakika lütfen, hattan ayrılmayın bey’fendi, sizi Hisarönü sorumlusuna bağlıyorum….
- ……..
- Alo buyrun.
- İyi günler, ben Bencik Koyu için randevu isteyecektim.
- Peki sonra ne oldu?
- Nasıl ne oldu?
- Randevu isteyecektiniz, sonra ne oldu, isteyemediniz mi?
- Hayır halen istemekteyim.
- Di’li geçmiş zaman şeklinde konuştunuz da… Hani acaba bir sorunu mu aktarıyorsunuz diye telaş ettim. Sizi halkla ilişkiler servisine bağlayacaktım az daha.
- Aman aman, bir randevu alayım yeter.
- Ne zaman için istiyorsunuz randevuyu?
- Temmuz’un son haftası için.
- Yok ya! Yanında nane likörü de ister misiniz?
- Ha?
- Zzzzt Errenkööy!
- Ne biçim konuşuyorsunuz siz benimle öyle?
- Yahu nasıl konuşmam? Türkiye’nin yarısı o tarihte Bencik’te. Tamamen dolu. Deli misin? Bırakın gitmeyi, gitmeyi ummanız bile tamamen hata.
- Çok mu dolu?
- Yahu dolu işte, azı çoku mu olur? Dolu!
- Peki iznimi bir hafta kaydırabilirim belki, bir sonraki hafta nasıl?
- İlahi beyefendi, sen beni güldürdün, Allah da seni güldürsün. İznini kaydırma şansın varsa, iyice bir kaydır. Şöyle birkaç ay kadar!
- Yahu siz benimle dalga mı geçiyorsunuz? Ailecek yaz tatilinde, bütün sene yolumuzu gözleyen teknemize atlayıp Bencik’te tatil yapacaz. Yaz tatilini sonbaharda mı yapalım?
- Valla benden söylemesi. Sana Bencik veremiyoruz. O tarihte İskenderun Körfezi tenhadır, seni oraya yönlendirsek?
- ??!!?!?!

* * *

- İyi günler Alo Koy mu?
- Hee.. Siz alo diyonuz, gerisini biz hallediyoz!
- Töbe töbe…
- Tamam gardaşım, esprik yaptık. Neydi konu?
- Ağustos’ta Büyük Çatı’ya randevu talebimiz için aramıştım.
- Büyük Çatı?
- Evet!
- Siz ne iş yapıyonuz?
- Doktorum…
- Nerde?
- Bursa Devlet Hastanesi’nde….
- Ne doktorusunuz?
- Yav, niye soruyorsunuz bütün bunları,ne alakası var?
- Çok alakası var. Arkanda kim var, onu öğrenmeye çalışıyom.
- Kimse yok kardeşim arkamda. Ne demek o?
- Yani, dayın kim? Anlıyon mu? Kime güveniyon da Ağustos’ta Büyük Çatı’ya gitmek istiyon?
- Birine güvenmem mi lazım kardeşim?
- Kesinliklen! Hangi sayın milletvekilini tanıyonuz?
- Hiçbirini. Daha önce tedavi ettiklerim oldu ama şahsen tanışmam hiçbiriyle…
- Mmmm. Peki o zaman, herhangi bir il başkanı var mı tanıdık? Meclis’te grubu bulunan partilerden birinin il başkanı felan, ha?
- Yooo!. Kardeşim, randevu verecek misin sen? Ağustos’ta Büyük Çatı!
- Dur acele etme doktorum. Bunlar pürosidür gereği sorular. Pekiii, de bakayım, Ankara’da bir sayın ahbabın olabilir mi?
- Ankara’da fakülteden arkadaşlarım var. Hepsi doktor!.. Başka da kimse yok!
- Peki, basınlan aran nasıl?
- Gazete okurum her gün. Onu mu soruyorsunuz?
- Hayır! Kızdığın bir köşe yazarını kovdurmaya muktedir misin mesela? Onu soruyom!
- Estağfurullah kardeşim. Olur mu öyle şey? Fikir özgürlüğü var bu ülkede. Köşe yazarına kızarsam okumam, olur biter. Çok kızarsam dava açarım. İnsanların ekmeğiyle oynanır mı? Hem yok öyle bir gücüm zaten. Doktorum ben yahu!
- Fikir özgürlüğü var diyon he?
- Kesinlikle!
- O zaman fikrimi öğrenmek isten mi?
- Tabii…
- Ulan doktor bey! Ne vekil tanıdığın var, ne il başkanı, ne de Angara’da bir ahbap! Basınla aran da iyi diil zaten… Sen kimsin ki Böyük Çatı’ya gitmek istersin hemi de ağustozda? O tarihte orada kimler var biliyon mu sen?
- Kim var?
- Ohoooo!.. Bey’fendi vaar, yeğenleri vaaar, han’fendinin misafirleri vaar, bakanlar kurulu toplanıp manzaraya bakacaaak, armador dubasını bu yaz oraya daşıdı, Biret Pitlen Ancelina Coli gelecek renkli çocuklarıynaaan… Ohooo… Sen ne diyon hemşerim?
- Allah Allah, vatanımın koyu orası yahu. Koskoca Büyük Çatı… Gider demirlerim bir yerinde…
- Çocuk gibi konuşuyon be doktor! Yok, yer yok. Sen başka tarafa bak.
- Peki Küçük Çatı’ya randevu alsam? Büyük’e botla gideriz artık…
- Yav doktor, bütün sene kapalı yerde kalıp, tatilde nedir bu çatı merakı ağnamadım! Bak Ağuztoz sıcak olur, sen en iyisi Antalya’ya git, Düden Şelalesi’nin önüne demirle! Serin serin yüzersin yengeyle ha?
- Yahu deli misin be adam?
- De get lan, eyilik de yaramii size… Ne halt etmeye ediyonuz o hippokrat yeminini bilmem!
- ?!?!?!?!?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

DALGA YÜKSEKLİĞİNİ DOĞRU TAHMİN ETMEK

YELKENLİ TEKNE VE MOTORYAT, ÇAKARLA DOLAŞMAZ

ÇAPA - ÇIPA - ÇİPO - DEMİR